Rant kafası ve iç savaş hukuku ile pandemi süreci

Sarayların gerçeği ile kulübelerin, gecekonduların gerçeği hep ayrı olmuştur. Bu sadece bugüne ait bir mesele değildir, zaten bu vurgu da yüzlerce yıllık bir vurgudur. Bugün farklı olan; saraylar, halka kendi gerçekliklerini unutturmaktadır. Kulübelerde yaşayanlar, aslında kendi yaşam gerçekliklerinin, kendi koşullarının bilincine varamamaktadırlar. Saraylarda yaşayanlar, sadece tankları, topları, TOMA’ları, copları, gazları ile değil, TV kanalları ile, reklamları ile, tüketim toplumu programları ile kulübelerde yaşayanların üzerine karabasan gibi çökmüşlerdir ve kulübelerden güneş görünmez hâldedir.

Böyledir.

Bunu “okur-yazar” takımı da bilmektedir. TV kanallarında 100 dolar karşılığı uzman kesilip konuşanlar, gazetelerinde kalemlerinden kan damlayan yazarlar, yalanla doldurulmuş kalemleri ile uzman ekonomistler, eli kanlı terör uzmanları, göbekli açlık uzmanları, işkenceci psikologlar, cahil profesörler, hepsi, sarayların gerçekliğini halka “gerçek” olarak sunmak için, gerçekleri örtmektedirler. Tüm bunları dolar karşılığı yapmaktadırlar ve onlara hiç bir unvan, “açgözlü modern vahşiler” kadar yakışmaz.

Saraylardan karanlık pompalanmaktadır ve saraylar, “karanlıklar lordları” adını alan sermaye gruplarının paralı adamları tarafından yönetilmektedir.

Enflasyon araştırma grubu hakkında suç duyurusu yapan bir iktidar, elbette pandemi ile mücadele için yarım yamalak gerçekleri söyleyen hekimlere de terörist diyecektir.

Artık “terörist” unvanından kaçış yoktur. Gerçeği söyleyen herkes, değil güneş olan, değil ay olan, elinde idare lambası dahi taşıyan herkes teröristtir. Karanlığa karşı mücadele eden, yalana karşı mücadele eden, insan olmak için mücadele eden, haklarını almak için mücadele eden herkes, aslında Saray’a savaş açmış demektir ve adı bundan böyle “terörist”tir. Devlet terörüne karşı çıkan herkes “terörist”tir.

Kabul edilsin edilmesin, bu, iç savaş hukukudur.

Bazı hukukçuların “polis devleti” ve “düşman hukuku” vurguları, idare lambası taşımaya benziyor. Gerçeğin sadece çok küçük bir bölümünü söylüyorlar. Hayır, devlet tekelci polis devletidir ve Saray Rejimi, onun olağanüstü koşullarda ortaya çıkan biçimidir. Polis devleti değil, tekelci polis devletidir. Bu tek kişi rejimi değildir, ardında uluslararası ve ulusal büyük şirketlerin var olduğu bir tekelci polis devletidir. Uyguladıkları politika ise, içeride ve dışarıda savaştır. İçeridekine “iç savaş” denir ve iç savaş, bir “sivil savaş” olarak da ele alınabilir. İşçi sınıfına, halka karşı bir savaştır bu ve uyguladıkları hukuk, iç savaş hukukudur. Bunu Kürt halkına karşı kirli savaşlarından biliyoruz ve şimdi bu savaş, tüm ülkeyi, tüm bölgeyi kaplamıştır.

Durum böyle olunca, pandemi işi de buna uygun şekilleniyor.

Öyle “pandemi sınıf ayrımı yapmıyor” sözlerine gerek yok. Liberal solcularımızın bu analizlerini, bir “nazar değmez inşallah boncuğu” olarak kendilerine takıyoruz. Durum öyle değildir. Pandemi, bildiğiniz gibi, tam anlamı ile sınıfsaldır. Ölenlere bakın, hasta olanlara bakın, hastalığın bulaştığı yerlere bakın.

Ülkede 30 Nisan-17 Mayıs arasında, 18 gün “tam kapanma” uygulandı.

30 Nisan neden bu işin içine konuldu? 1 Mayıs kutlanamasın diye. Gördünüz mü nasıl da sınıfsal bir tutum. Nasıl da bir iç savaş hukuku.

Bu 18 gün boyunca, nüfusun %60’ı “istisna” ilan edildi. İstisna ilan edilenlerin çoğu, işçilerdir. Fabrikalarda çalışan işçiler en başta. Demek pandemi sınıfsal bir ayrım gözetmiyor öyle mi?

Hasta olanların %80’i yoksul ailelerden geliyor. Demek pandemi sınıfsal değil öyle mi? Bir şeyh öldüğünde cenazesinde on binlerce insan var, ama bir yoksul öldüğünde, beş kişi ve pandemi sınıfsal değil öyle mi?

Yoksa siz, “virüsün kendisine sorduk, bize ben sınıf ayrımı bilmiyorum” dediğini mi söylüyorsunuz? Evet Saray da soruyor virüse, virüsün, Saray’a saygı ile, ben sadece hafta sonları bulaşırım, işçi ve emekçilere asla bulaşmam, onları çalıştırın, camiye girmem camileri açın, eğitimden nefret ederim okulları kapatın, 65 yaş üzerinin sokakta dolaşmasını hiç sevmem, onlara çocukları aracılığı ile evden bulaşırım dediği söyleniyor. Saray, “gereksiz adamları öldür” diye virüse emir vermiş, genellikle bu kişiler yani gereksiz olanlar, yoksullar olmuş.

Saray, pandemi konusunda hiçbir “insanî”, hiçbir “sosyal” politika ortaya koymamıştır. Saray, kendi sınıfsal konumuna tam bir uyum içinde davranmıştır.

Saray’ın pandemi politikası, rant kafasının ve iç savaş hukukunun şekillendirdiği bir politikadır.

Saray, mesela “maske” meselesine şöyle baktı: Buradan kime ne kadar rant çıkar? “Efendim ehliyetsiz, liyakatsız adamlar bir maske işini çözemedi” sözleri tümü ile gerçeklerden uzaktır. Bu sözleri söyleyenler, Saray’ın aslında maske meselesini, halka bedava maske ulaştırmak şeklinde çözeceğini varsaymaktadırlar. Oysa böylesi bir şey yok. Diyorlar ki, “demokratik, laik sosyal hukuk devleti”yiz. Baştan aşağıya yalandır. Hiçbir zaman böyle bir şey olmamıştır. Anayasa yürürlükte iken dahi böyle değildi. Anayasa işliyor iken dahi, demokratik bir devlet yoktu, anayasa işlerken dahi laik bir devlet yoktu, anayasa işlerken dahi sosyal bir devlet yoktu. Bugün anayasa yok. O artık Saray Rejimi ile ortadan kaldırıldı. Öyle ise, neden halka yalan söylüyorsunuz? Muhalif olduğunuzu söylerken, neden halka yalan söylüyorsunuz? Saray, maske meselesini, tam da rejimin gereklerine uygun olarak çözmüştür. “Benim görevim rant yaratmaktır” dediğinde Gezi’de ülke ayağa kalkmıştı. Şimdi, tam da bunu yapıyor. Pandemi var diye, Saray Rejimi’nin, insafa gelip, maskeden kâr etmeyelim diyeceğini düşünmek ahmaklıktır, gerçeğe ve sisteme dair hiçbir gerçeği görmemektir, körlüktür.

“Sosyal demokrat” olanların bizde en önemli hastalığı, körlüktür. Ve körlüklerini örtmek için, hep “iyi kalpli insanlar” topluluğu olarak davranırlar.

Maske meselesi tam da böyle çözülmüştür.

Ölü sayılarının, vaka sayılarının yalan verilmesi, tam da bu “rant” kafası ile yapılmıştır. Sağlık Bakanı, devletin “âlâ çıkarları”ndan söz etmiş ve bunun için gerçeklerin söylenmediğini beyan etmiştir. Sağlık Bakanı, devletin “organize suç örgütü lideri” dediği Peker gibi, gizlediklerini “devletin kutsal çıkarları” adına gizlediğini söylemiştir. Bu konuda Peker, daha saygıdeğer durmaktadır. Biri halk sağlığı verilerini gizliyor, öbürü devletin kirli çamaşırlarını.

Liberal sol ve CHP muhalefeti ise, “ölü sayılarını ortaya koymak halkta panik yaratabilir” diye, onları haklı görmektedir. Saray bu işi, rant için saklıyor, büyük şirketlerin çıkarına, üretim ve ticaret devam etsin diye, rant ve yağma sürsün diye saklıyor, diğeri ise, “kutsal devleti” korumak için bunu mantıklı buluyor. Bilim insanları olduğunu sandığımız “bilim kurulu” üyeleri ise, aldıkları paranın peşindedirler. Saray’ı en iyi onlar anlamaktadır; öyle ya, 100 dolar için meslek onurunu ve insanlık onurunu ayaklar altına alan “bilim insanı”, milyarlarca dolar rüşvet çarkının döndüğü Saray hukukunu, çok ama çok iyi anlayacaktır.

İlaç işi de böyledir. Bugünlerde yasaklanan bir ilaç var. Hasta olanların evlerine gelen sağlık ekibinin bir kısmı, hastalar sorduğunda, “bence içmeyin” deme cesaretini göstermişlerdir. 8 adet şeklinde verilen ilacın üretiminde Bakan’ın ve Mehmet Öz’ün ortak olduğu yolunda çıkan haberlere bakılırsa bu anlaşılırdır. Bir hekim, hiçbir ilacı 8 adet olarak alınması için önermez. Bu mümkün değildir. Zaten 10 adet alınsa muhtemelen her ilaç intihar aracı olur.

Peki bunu niye yaptılar? Liyakatsız ve bilgisiz adamlar olduklarından mı? CHP böyle diyor. Bin kere yanlıştır. Sanki, mahkeme kurulmuş ve CHP şimdiden onların avukatı olarak konuşuyor. Hayır, liyakatsızlık veya iş bilmezlik değil, Saray Rejimi’nin olağan politikaları gereği, rant ve yağma için bunu yaptılar.

Aşı meselesi de böyledir. Bugünlerde Gamalaya Enstitüsü açıklamalarından anlaşılmaktadır ki, Rusya Sputnik V aşısının lisanslı üretim patentini vermek istemiş, ama Saray Rejimi, Gamalaya Enstitüsü’nün karşısına hiçbir ilaç ve üretim bilgisi olmayan bir şirketi çıkarmıştır ve Ocak 2021’den beri, bu nedenle aşı üretilmemektedir. Saray Rejimi, sağlığa, hele halk sağlığına bakmıyor. Onlar tek bir şeye bakıyorlar: Rant.

Kapanma işi de öyledir. Eğer AK Parti görevlisi iseniz size her yer serbest. Eğer işçi iseniz, toplu taşımalarla, fabrikalara yığılacaksınız ve orada virüsten hasta hâlde çalışırken öleceksiniz. Sendikacılar, bunun hesabını verecektir. En başta elbette Saray Rejimi, patronlar verecektir. Ama şalterleri indirmeyen her sendikacı bu çorbaya tuz taşımıştır.

Pandemi, sistemin gerçek yüzünü tüm yönleri ile açığa vurmuştur: Modern kapitalizm, modern tekeller çağı, 4.0 çağı, küresel dünya çağı, meğerse tam bir kölelik düzeni imiş. Bizim iddia ettiğimiz, modern kölelik dediğimiz kapitalizm, tüm gerçek kimliğini ortaya koymuştur. Çalışanların tümü, ister hizmet sektöründe ister fabrikalarda ister bilgisayar başında, hepsi köleymişler.

Madem böyledir, öyle ise, iç savaş hukuku devreye girmelidir. Ekonomik kriz, açlık tehdidi, pandemi ile işçi sınıfını susturmak, hak arama eylemlerini bastırmak, kadın eylemlerini boğmak, gençleri susturmak için bir bahane hâline getirilmiştir. Devlet, mahkemeleri, polisi, askeri ile tam bir iç savaş hukuku devreye sokmuştur. Adamına göre muamelenin ileri hâlidir bu. İşçi isen, emekçi isen, kadın isen, genç isen, hak ve hukuktan söz ediyorsan, işte sana hukuk: İç savaş hukuku. CHP, hâlâ, “biz bir hukuk devletiyiz” diyor. Mademki hukuk devletiyiz Sayın Kılıçdaroğlu, neden “aman sokağa çıkmayın, bunların ne yapacağı belli olmaz” diyorsun? Madem hukuk devletiyiz diyorsun Sayın Kılıçdaroğlu, o zaman neden bir tek dava, Saray eli değmeden sonuçlanamıyor? Sen bu masalları, halkı uyutmak, Saray’a yardım etmek için uyduruyorsun. Burada iç savaş hukuku var ve sen Saray’ın kötü polisine karşı “iyi polis” rolünü oynuyorsun.

Sağlık ranttır.

Eğitim ranttır.

Enerji ranttır.

İnşaat ranttır.

128 milyar dolardan Saray ne kadar komisyon almıştır? Paralar Bilal kontrolünde Katar’da mıdır?

Onlar, para babaları, tekeller, pandemi döneminde servetlerine servet, kârlarına kâr kattılar. İş Bankası’nın kârına bakın, Garanti’nin kârına bakın ya da Koç’un ya da Beşli Çete müteahhitlerinin, Bayraktar’ların kârlarına bakın. Hırsızlar, çeteler, devleti elinde tutanlar, yabancı ortakları ile ülkeyi yağmaladılar. Ve buna karşılık, halkın sadece bireysel kredi borcu + kredi kartı borcu 1 trilyon TL’ye yaklaşmaktadır. Vergiler, hayat pahalılığı, açlık ve işsizlik aynı anda yükselmektedir. Ve birileri bize, bu soygunun liyakatsız adamların işi olduğunu söylüyor. Ülkenin doğası yağmalanmaktadır. Birileri bize bunun bilerek yapılmadığını, düşüncesizlik ürünü olduğunu söylemektedir.

Hayır, Saray Rejimi, tam da rant ve iç savaş hukuku kafasıyla pandemiyi yönetmektedir. Şimdi, turizmi açmak istemektedirler. Bu konuda, “enjoy, I am vaccinated” (keyfine bak, afiyet olsun, ben aşılandım) afişleri gibi maske hazırladılar. Turizm Bakanı, ETS’nin patronudur ve bundan kâr elde etmesi, artık “normal”, utanılmaması gereken bir şey olarak karşılanmaktadır. Bir bakan, kendi bakanlığına temizlik malzemesi satmaktadır. Bunların hepsi “yeni” değil ama çoktan “normal”dir. 100 dolar için yalan söyleyen “bilim kurulu” üyeleri, kendilerini “rahat” hissetmelidir. “Enjoy, I’m vaccinated” reklamlarına, The Washington Post bile “sömürgeci mantığı gibi” deyince, bu uygulama raftan kaldırılmıştır. Ülkenin dışişleri bakanı, Almanya’dan turist talebinde bulunurken, turistlerin Türklerle karşılaşmayacağını ifade etmiştir.

Tüm bunları görmeye devam edeceğiz. Şimdi turizm açılacak, 1 Haziran’dan başlayarak, muhtemelen bu yazı siz okuyucuya ulaşmadan, tüm yasaklar kalkmış olacak ve turizmi kurtaracağız. Ardından, sıra özel okul sahibi olan Milli Eğitim Bakanı’na gelecek, o da okullar açılsın diye kampanya yürütmek üzere, çocuklara bir maske yapmalıdır. Bu arada ise gerçek ölü sayısı, bugün 300 binler civarıdır ve 500 binleri bulacaktır.

Önlemler, yapılması gerekenler açıktır.

Hastahaneler, sağlık çalışanları tarafından, izinsiz devralınmalıdır. Tüm sağlık hizmetleri, ücretsiz olmak üzere kamulaştırılmalıdır. Savaş ve silah sanayiine akıtılan paralar, hemen sağlık ve eğitim alanına aktarılmalıdır. İşsizlik fonu, hemen sendikalara devredilmelidir.

Bunları yapmak; mücadele etmek, direnmek demektir.

Tüm çalışanların, tüm sektörlerde, şalterleri indirmesinin zamanı çoktan gelmiştir.

En büyük tehdit, açık olarak Saray Rejimi’dir, kapitalizmin kendisidir. Bize yeni normal diye dayatılan kölelik sistemini reddetmek, bu sisteme son vermek ile mümkündür.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here