Kitlesel 1 Mayıs, seçimler için de bir adımdır

Gezi, “bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” demek idi. Alışılmış, rutin boyun eğmişliğe, sessizliğe son vermek demektir. Ve geçtiğimiz sürede, Gezi’nin etkileri kendini daha net göstermiştir. Özgecan isyanı ile Gezi ruhu arasında bağ kurmak zor olmasa gerek. Tek değildir, 6-8 Ekim Kobanê direnişini hatırlayalım. Kuşkusuz daha geniş etkileri de içermektedir. Soma direnişini ele alalım. Berkin Elvan cenazesine yansıyan sevgi selini hatırlayalım. Ve bu listeyi uzatmak mümkündür. Halk, kitleler, polisin tüm baskılarına rağmen, devletin tüm yasa tanımazlığına rağmen direnişini sürdürüyor.

Bu direniş, egemenlerin ördüğü karanlığı deliyor, medyanın akıl almaz yalancılığını, kör etme, sağırlaştırma politikasını parçalıyor. Bu direniş, halkların, işçi ve emekçilerin umutlarını yeşertiyor, akılları açıyor, ayak bağlarını çözüyor, kafalardaki prangaları parçalıyor.

İşte bu direniş, Erdoğan’ın kâbusudur.

Torunlar İnşaat’ın asansöründe işçiler ölünce, ortaya çıkan tepkiyi aşırı bulan, Soma’da katledilen işçilerin ölümünü fıtrata bağlayan anlayış, camilerde hutbe okutup, “çok önlem almak, iş güvenliğini bu kadar abartmak allahın işine karışmaktır” diyordu. Bunun için camilerde hutbeler dahi okuttular. İş güvenliği için önlemler alacaklarına, “halife”nin emri ile diyanet işleri hutbeler okuttu.

Oysa Erdoğan, allahın işine her gün karışıyor. Sayısız bir koruma ordusu ile, cumhurbaşkanlığının, başbakanlığın fıtratına engel olmaya çalışıyor. Yetmiyor, insanın fıtratını dinlemeyip, yemekten zehirlenmemek için çeşnici ekibi kuruyor. Bu kadar da allahın işine karışılır mı, demiyor.

Kâbuslarının esiridir ve kâbusu halkın tepkisidir. Bu tepkiyi önlemek için, halkın her türlü eylemini, her türlü tepkisini bastırmak için emirler veriyor, toma’larını sürüyor, polise övgüler düzüyor, esnafım polistir savcıdır, diyor, makam arabasına tükürdü, camdan baktı, “halife”ye ters baktı diyerek davalar açtırıyor. Yani, yine allahın işine karışıyor, işin fıtratını kabul etmiyor.

Biz devrimciler, halkın bu haklı tepkisini, uyanışını, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkma isteğini, örgütlü bir iradeye dönüştürmekle, örgütlemekle görevliyiz.

İşte bu açıdan önümüzdeki seçim sürecini, bir olanak olarak görmeliyiz. Öyledir de. 7 Haziran seçimleri, oldukça önemli bir seçimdir. Seçimlerin önemi, sadece devletin, Erdoğan’ın, AK Parti’nin başkanlık (halifelik) sistemini oya sunar tutumu nedeniyle oluşmuş değildir. Bunun yanı sıra, yükselmekte olan halk tepkisinin HDP’nin barajı aşma olanağını ortaya çıkarmış olmasıdır. Ve bizce daha da önemlisi, yükselmekte olan toplumsal muhalefeti örgütlemek için doğmakta olan olanaklardır. Seçimleri bu nedenle, ısrarla, aktif çalışılması gereken, sadece sandıkta oy atmaya indirgenmemesi gereken, bir örgütlü çalışma süreci olarak görüyoruz.

İşte 1 Mayıs 2015, hemen seçimlerin bir ay öncesine denk düşmektedir. Arkasında, son bir yılın süreklilik kazanan eylemlilikleri ve direnişleri var, önünde ise çok önemli bir seçim süreci var. 1 Mayıs, bu nedenle, hem örgütlenmenin gelişimi, hem de 7 Haziran seçimlerine daha iyi bir hazırlık için, büyük önemdedir. Seçimleri önemseyen herkes, bu 1 Mayıs’a kitlesel katılımı önemsemelidir. 1 Mayıs’ın kendisi, işçi ve emekçilerin birleşmesinde, örgütlenmesinde bir adım olmalıdır, olabilir. Bu nedenle, kitlesel 1 Mayıs, bu 1 Mayıs’ın en önemli yönü olmaktadır.

Kuşku yok ki, 1 Mayıs, “örgüt özgürlüktür”, “örgütlü halklar yenilmez” gibi bir vurguyu, bir ana başlığı öne çıkarmalıdır. Ama bu ana başlığın altında, işçi ve emekçilerin tüm sorunları dile getirilmelidir. Kadın cinayetleri, işçi cinayetleri, iç güvenlik yasaları, sendikasızlaştırma ve taşeronlaştırma politikaları, doğa katliamına dönük devlet politikaları, halkların özgürlük istemleri, anadilde eğitim, Ortadoğu’da süren savaş ve katliam politikaları, IŞİD katliamları elbette akla ilk gelen başlıklardır. Tüm bunlar, 1 Mayıs alanına yansımalıdır.

1 Mayıs 2015’e, “örgüt özgürlük” sloganı ile alanlara!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here