Kan gölüne çevrilen bölgemizde, devrimlerle kızıl şafaklar doğacak

Son günlerde Siyonist işgalci devletin Mescid-i Aksa ve Şeyh Cerrah’da gerginliği tırmandıran hamleleri “Kudüs günü” ile birlikte bardaktan taştı. Kudüs’ün işgal edildiği 1967’deki Altı Gün savaşının yıl dönümü Siyonist rejim tarafından “Kudüs günü” olarak kutlanıyor.

Bu sene Filistinliler kutlamaları engellemek için Mescid-i Aksa’da nöbet tutmaya başladı. İşgalci devlet buradaki yüzlerce kişiye şiddetle saldırmış, 300’den fazla insan yaralanmıştı. Yapılan hava saldırılarında 3’ü çocuk 9 Filistinli sivilin hayatını kaybettiği ve bu sayının artmasından endişelenildiği belirtiliyor.

Saldırı karşısında direniş gerçekleşirken; Filistinli örgütler direnişi büyütme ve seferberlik çağrısında bulundu. Filistin Halk Kurtuluş cephesi, Filistin’in Kurtuluşu için Halk Cephesi, İslami Cihat ve Hamas; Kudüs, Batı Şeria ve 1948 topraklarında direniş çağrısı yaptı. FHKC son yaptığı açıklamada bugünü bir öfke günü olarak ilan etme, direnişi büyütme, Kudüs’e giden halk kitlelerinin kuşatmayı kırması çağrısında bulundu.

FHKC Basın İrtibat Bürosu tarafından yapılan açıklamada İsrailli yerleşimciler tarafından cami avlularına saldırı girişimlerini engellemek için işgal uygulamalarına karşı kararlılık ve cesaret çağrısında bulunulurken, Cephe halkı Mescid-i Aksa’ya çağırdı.

FHKC açıklamasını dünya halkları ve uluslararası kurumları Kudüs, El Aksa Camii ve Şeyh Cerrah mahallesinde sürdürülen etnik temizliğin durdurulması için acil eyleme çağırarak devam ettirdi.

Saldırılara karşı yaşlısı, genci ve çocuklarıyla Filistinliler her türlü olanaklarıyla direnirken uluslararası kuruluşlar ve bölgedeki kukla devletler ise iki yüzlü tutumlarını sürdürüyor.

Son yıllarda bölgedeki devletler İsrail’le normalleşme kuyruğuna girmiş, ekonomik, askeri vb. birçok yeni anlaşmalar yapmıştı. Suudi Arabistan’dan Emirliklere, Türkiye’den, Sudan’a kadar bölge devletlerinin çoğu ve işgalci devlet arasında bahar havası eserken, bu devletler Filistinlilerin direnişlerine kayıtsız kalamadıkları için söylemde sert pratikte hiçbir karşılığı olmayan açıklamalarda bulunuyorlar.

Türkiye de bu konuda bölge devletlerinden farklı bir noktada değil. Erdoğan ve Türkiye İsrail’e terör devleti gibi nitelendirmeler içeren sert söylemlerle seslenirken, caydırıcılığı olabilecek hiçbir hamleyi ajandasına eklemiyor. İsrail’le köklü, askeri, ekonomik, kültürel, akademik, politik ilişkilerden bir an bile vazgeçilmiyor.

Ayrıca İsrail’in Filistinlilere tavrının bir benzerini Kürt halkına karşı uygulamaları da bu iki yüzlülüklerinin bir işaretidir.

Bugün Filistin halkıyla dayanışma içinde olmak, kendi direnişine sahip çıkmaktır. Filistinlilerin onlarca yıllık davası bölge devrimcileri için sıcaklığını hiç kaybetmemiş, Filistin, devrimcilerin ikinci vatanlarından biri olmuştur.

Anadolu devrimci hareketi önderleri ve üyeleri hem tarihsel olarak hem de güncel olarak Filistin’e saldırıları kendisine yapılmış saymıştır.

Bölgedeki devrimci hareketler olarak Filistin’le devrimci enternasyonalist dayanışmayı büyütmeliyiz.

Enternasyonal dayanışmayı yükseltirken, dünyada başta Ortadoğu olmak üzere Kuzey Afrika, Kafkaslar, Balkanlar ve Anadolu’daki işbirlikçi/kukla devletlere karşı devrimci mücadeleyi büyütmek önümüzdeki en önemli görev olarak duruyor.

Yaşasın halkların kardeşliği!

Nehirden denize özgür Filistin!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here