Afganistan: ABD, savaşı büyütmek istiyor, Türkiye, her tür hizmete hazır

Afganistan, 20 yıllık ABD işgalinin ardından, ABD-Taliban anlaşması ile, Taliban’a teslim edildi, ediliyor. Şimdi, Batı dünyası, hep birlikte, “Afganistan’ın kurulacak olan yeni devletini tanıyalım mı, tanımayalım mı” diye tartışıyor. BM listelerinde, tüm Batı’da, “terör örgütü” olarak “tanınmış” olan Taliban, şimdi ülkede “iktidar”dadır ve tüm NATO, bu yeni durumu tanıyıp tanımamayı tartışıyor. Demek oluyor ki, “terör örgütü” tanımları tümden çökmüştür. Biz, işçi ve emekçiler devletler bir örgüte “terör örgütü” dediklerinde, haklı bir şüpheye düşeriz. Onlar, işçi sınıfı ve halkların kurtuluşu için mücadele eden her örgütü “terör örgütü” olarak isimlendirirler. Bunu biliyoruz.

İslamî “terör”ün kaynağı olan örgütlenmeler ise, tümü ile ABD ve NATO patentlidir, onlar tarafından yaratılmıştır, desteklenmiştir. IŞİD, El Kaide, Taliban ve diğer birçoğu böyledir. O kadar ki, gerçekten inançları için, emperyalist egemenliğe karşı savaşan birileri çıkarsa dahi, İslamî hareket içinde, kendini ABD ve NATO patentinden kurtarması diye bir işe soyunmak, kendilerinin bu hattın dışında olduğunu ispat etmek zorunda kalacaktır.

Batı, NATO mekanizmaları, 20 yıldır Afganistan’da, “teröre karşı savaş” verdiklerini ilan etmiş iken, şimdi, “Taliban”a övgüler dizmek için yollar aramaktadırlar.

Taliban’ı “terör örgütleri” listesinde tutarlarsa, Afganistan bir terör devleti olarak tanımlanacak, yok tutmazlarsa Taliban ile yeni “ilişkiler dönemi”ni başlatacaklar.

Hemen yeridir ve benim görüşüm, bu ikisinin bir karışımını devreye sokacaklar. İşlerine geldiğinde “terör devleti” diyecekler, işlerine geldiğinde “bakın realiteyi anlamaya başladılar, yumuşuyorlar” diyecekler.

Bu demektir ki, ABD emperyalizmi, Afganistan hamlesi ile bir yeni dönemin kapılarını aralamak istiyor. İşte biz de bu nedenle, daha geniş bir perspektiften, başarabilirsek, Afganistan meselesini ele almak istiyoruz. Maddeler şeklinde ele almak, en iyi yol olarak görünüyor. Çünkü konunun çok farklı yönleri var ve doğrusu tüm bağlantıları pürüzsüz kuracak kadar hazırlığımız olduğundan da emin değilim.

1

ABD’nin Afganistan’dan çekilme anlaşması, Biden döneminden önce yapılıyor. Anlaşılan imzayı Trump atmış. Bu ne demek? Bu demektir ki, Afganistan’da uygulanan politika, bir ABD devlet politikasıdır. Bu aynı şeyi, mesela Suriye, mesela Irak, mesela İran için de söyleyebiliriz. Yani, bizim ülkemizde liberal “aydınlar”ın, liberal solun iddia ettiği gibi, bu Biden politikası değildir, bir devlet politikasıdır. Suriye savaşında da durum aynıdır. Trump veya Biden, Obama veya Bush, aslında bu devlet politikalarında bir “ayarlama”yı, bir “reorganizasyonu” ifade eder. Yani, çizili politika hayata geçmeyince, güçleri yeniden dizayn edip, oyunu farklı tarzda kurmak için bu değişiklikleri yapıyorlar.

“Oyun”, geniş anlamdadır ve askerî, siyasi ve ekonomik savaşın tümünü ifade etmek üzere kullanılmalıdır. “Oyun”, kelimeden ilk alınan izlenim gibi “eğlenceli” bir hâli ifade etmiyor. Oyun, tüm araçların, legal ve illegal, resmî ve gayri resmî mekanizmaların devreye sokulduğu savaşı ifade etmektedir.

Demek ki, Biden ile Suriye savaşında bir şeyler değişeceği, hele hele mesela bu sayede Kürt halkına bir takım haklar sağlanacağı yolundaki boş inançlar, aslında ABD devletini aklama girişimleridir, ister bilerek ister bilmeyerek.

Afganistan’da da durum böyledir.

ABD, bir devlet olarak, Afganistan’dan çekilerek, üstelik Almanya ve İngiltere’nin açık olarak karşı çıkmasına rağmen bunu yaparak, “oyunu” yeniden kurmak istemektedir.

2

Bunun kanıtı da var. Geri çekilme anlaşması, çok daha önceden yapılmış olduğu hâlde, ABD, birçok silahını bırakıp çekilmiştir. Jim Banks, ABD temsilciler meclisi üyesi, Cumhuriyetçi milletvekili, konu ile ilgili ilginç bir açıklama yapmıştır. Mepa News bu açıklamayı yayınlamıştır: “Taliban’ın ABD’den ele geçirdikleri: 200’den fazla uçak ve helikopter, 75 binden fazla araç, 600 binden fazla hafif silah ve tüfek. Taliban şu an dünyadaki ülkelerin %85’inden daha fazla Black Hawk (Kara Şahin) helikopterine sahip. Sadece silah değil, çok büyük miktarda gece görüş gözlüğü, vücut zırhı, tıbbî malzeme ele geçirdiler. Daha kötüsü ABD’nin sırlarını, Afganistan’da ABD’nin 20 yıllık savaşta işbirliği yaptıklarının parmak izlerini de içeren biyometrik cihazları ele geçirdiler. Bu hükümetin ise bunca askerî envanteri geri alabilmek için bir planı yok.” (mepanews.com, 28 Ağustos 2021).

Kanımızca, ABD’nin bunları geri alma planı yok değil, bunları geri almak istemiyor ve bunlar bilerek bırakılıyor. Jim Banks’in söyledikleri ise, sadece bize bilgi vermesi açısından önemlidir. Yoksa, muhtemelen o da durumu iyi bilmektedir.

Demek oluyor ki, ABD silahlarını bırakarak çekilmiştir. Ve bu çekiliş bir anlaşma ile olduğuna göre, silahlar, bilerek bırakılmıştır. Bu silahların kullanımı için eğitim ve teknik destek konusunda da bir anlaşma yaptıklarını varsaymak gerekir.

Peki, neden bu çekilme gündeme gelmiştir?

Yanıtını, şansa bakın ki, aklının gidip gelmesi konusunda Erdoğan’la yarışan yeni ABD Başkanı Biden verdi. Biden, özetle şöyle dedi: Biz eğer Afganistan’da kalsa idik, düşmanlarımızı, yani Rusya’yı, Çin’i ve İran’ı sevindirecektik. Oysa biz Afganistan’dan, daha büyük bir savaş için çekildik. Özeti budur.

İşte tam da budur.

ABD, Afganistan’dan, savaşı büyütmek ve Taliban’ı, “düşman”ımız dediği ülkelere karşı kullanmak üzere, geri çekilmiştir.

3

Bu noktada biraz durmak gerekir.

ABD’nin geri çekilişi birçok etkiye yol açacaktır. Bu nedenle, bu geri çekilişi, sadece Afganistan savaşına bağlı ele almak doğru değildir.

Dahası, Afganistan savaşı da, sadece 20 yılla sınırlı değildir. İşte bu iki noktanın üzerine durmamız gerekiyor.

İkincisinden başlayalım. ABD’nin Afganistan savaşı, 20 yıllık işgal dönemi ile sınırlı değildir.

Biliniyor, Ekim Devrimi, dünyayı kasıp kavurmaya başladığında, birçok ülke bundan etkilendi. Kapitalistleşme sürecinin farklı aşamalarındaki birçok ülke, birçok sömürge, Ekim Devrimi’nin ateşini farklı ölçülerde hissetti. Ülkemiz için de bu durum geçerlidir. Birinci Dünya Savaşı’nın sonunu getiren Ekim Devrimi, Anadolu’da da isyan ateşini, anti-işgal bir hareketi etkilemiştir. Anadolu’daki bu anti-işgal hareket, anti-emperyalist bir karakter alabilseydi, farklı gelişebilirdi. Ama Mustafa Kemal önderliğindeki devletçi-burjuva hareket, mücadelenin önderliğini, kan ve katliamlar içinde alabilmiştir. Afganistan’da da 1918 yılında, İngiliz işgaline karşı bir bilinç oluşmaya başlamıştı. Afganistan, 1923 yılına kadar İngiliz sömürgesi olmayı “resmî” olarak sürdürmüştür. Ekim Devrimi’ni, Türkiye sınırlarında durdurmak, devrimin Yunanistan üzerinden yayılmasını önlemiştir, Suriye vb. ülkelere inmesini önlemiştir. Aynı şekilde Afganistan’da devrim durduğunda, hem İran hem Hindistan üzerindeki etkileri sınırlandırılmış oldu.

O dönemin fotoğrafları basında yayınlandı. Liberal solcular, “bakın Afganistan eskiden böyle kara giysilerle anılan bir yer değildi” demek istediler. İyi ama kimse, İngiliz sömürgeciliğinden söz etmedi. Hatta, Afganistan’ın İkinci Dünya savaşında Sovyetler’den yana tutum almaması için neler yapıldığını anlatmadılar. Ve ne ilgi çekicidir ki, mesela bu liberal sol basın, 1978’lerdeki fotoğrafları servis etmedi. Oysa bizdeki 12 Eylül darbesinin öncesinde Afganistan’da bir devrimci aydınlanma yaşanmaktaydı. Ve iktidarı alan sosyalistlere karşı ABD-İngiltere ikilisi ve ardında tüm NATO, yeşil kuşak projesini devreye soktular. Afganistan’da “mücahit” hareketi, İslamcı hareket, bizzat ABD tarafından, o yıllarda oluşturuldu. Ve Sovyetler Birliği, o dönem, Afgan hükümetinin daveti ile Afganistan’a girmiştir. Bu dönem, “Sovyet işgali” olarak adlandırılmaktadır, kökünden yanlıştır. Bir Sovyet işgalini kabul etmek, dünya emekçi halkları adına büyük bir hatadır. Sovyetler Birliği, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, “statükocu” bir yaklaşımı kabul etmiştir. Bir ülkedeki devrimi, büyük ölçüde açıktan desteklemediler, ama devrimciler iktidarı aldıktan sonra, tüm güçleri ile yardıma koşmaktan da geri durmadılar. Küba füze krizi de bunun bir parçasıdır. Afganistan’a müdahale, Babrak Karmal yönetimine karşı ABD operasyonlarını önlemek amacını gütmüştür ve başarısız olmuştur.

Demek ki, ABD, NATO, adına ne diyeceksek bu emperyalist efendiler, Afganistan’da, 40 yıla yakın bir dönemdir vardırlar. 20 yıl önce, sadece bu varlıklarını, açık bir işgale çevirmişlerdir.

4

Şimdi, ABD’nin çekilmesi sürecine dönebiliriz.

Emperyalist güçler arasında bir paylaşım savaşı vardır, bugün vardır. Bunu unuttuk mu, aslında birçok olayı ve süreci anlamakta zorlanırız.

Bu savaş, en büyük beş emperyalist güç arasındadır. Bu güçler: ABD, İngiltere, Almanya, Japonya ve Fransa’dır. Diğerleri de var elbette, mesela İtalya’yı hiç saymıyoruz, Kanada’yı anmıyoruz. Bunun ana nedeni, onların etkisinin, bu üçüncü dünya savaşında azalmış olmasıdır. Yoksa isteyen, bunları da ekleyebilir.

Bu savaş, bu güçler arasındadır.

Rusya ve Çin, iki büyük güçtür ve özellikle Suriye savaşı sonrasında sahneye çıkmışlardır. Bu durum, ABD’nin “tek dünya devleti”, “büyük imparatorluk” hayallerini geri çekmesine neden olmuştur. Bu konuyu daha önceki yazılarımızda uzun uzun ele aldık. Tekrar bu konunun detaylarına girmek istemeyiz. Ama bizim düşünüş tarzımıza göre, Rusya ve Çin, bu emperyalist güçlerden değildir. Çin ve Rusya, Batı emperyalist kulübüne kabul edilmemektedir. Onlara dayatılan, “sömürge olmayı kabul edin, yağmalanmayı kabul edin” öyle gelin şeklindedir. Onların da bunu kabul etmediği görülüyor. Rusya, ABD dolarının çoktan sanal olan gücüne açıktan savaş açtığını ilan etmiştir. Çin ise, ekonomik olarak ABD’yi zorlamaktadır.

Sözcülüğünü o zamanlar Kissinger’in yaptığı, “dünya imparatorluğu” planı, Afganistan ve Irak işgali ile hız almış iken, aslında bizzat bu iki savaş ile bu planın söylendiği kadar kolay hayat bulamayacağı anlaşılmıştır. Suriye savaşı ise, bu planı, geriye itmiştir. ABD yönetimi, Suriye savaşından bu yana, sürekli olarak planlarını yeniden güncellemektedir. Doğrusu planlarının tutmaması ölçüsünde de saldırganlığı artmaktadır. Trump, NATO müttefiklerine açık dersler vermeye yönelmişti, Biden, onları arkasına alıp Rusya ve Çin’i açık düşman ilan etme yolunu tuttu.

Afganistan geri çekilişi, Rusya ve Çin’i açık düşman ilan etmiş olma gerçeği ile anlaşılabilir.

Rusya ve Çin, eğer boyun eğerlerse, bu durum, 2008’den bu yana kapitalist sistemin yaşadığı krizi de aşmaları için bir olanak olacaktır. Yağmalanacak yepyeni bir alan ortaya çıkacaktır. Çin ve Rusya’nın yağması, kapitalist sistem için büyük bir çıkış yolu olacaktır.

Emperyalist beşli arasında süren savaş, ABD’nin açık askerî üstünlüğü nedeni ile, ABD tarafından domine edilmektedir. Esas olarak hamleleri yapan ABD’dir ve özellikle Almanya ve Japonya, ABD hamlelerine açıktan karşı durmak yerine, onları boşluğa düşürecek yollara başvurmaktadır. Bu iki güç, İkinci Dünya Savaşı’nın yenik tarafıdır ve askerî açıdan birçok yasak içinde yaşamışlardır. SSCB’nin dağılması sonrasında askerî açıdan toparlanmaya başlamışlardır. Zamana ihtiyaçları vardır.

Ancak, bu süre içinde, Batı cephesinde, İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşmuş olan ABD hegemonyası çökmektedir ya da irtifa kaybetmektedir. Doların karşılıksız basılması, altın standardının yok olmasını getirmiş ve bu durum uluslararası sistemin “eskisi” gibi yürütülmesini zorlaştırmıştır. Bugünlerde “the great reset” boşuna söylenmiyor. Büyük bir yeniden başlangıç için, birçok şeyi sıfırlamaktan, makinayı kapatıp açmaktan söz ediyorlar.

ABD hegemonyası çözülmektedir.

Ve ABD ne yaparsa yapsın, bunu durdurmanın yollarını bulabilmiş da değildir.

ABD bu hegemonyanın kaybedilmesine razı olmadığını, her hamlesi ile ilan etmekte, bu nedenle dünyanın her yerinde savaş ateşleri yakmaktadır.

Afganistan hamlesini, “geri çekilme”yi bu perspektiften ele almak gerekir.

ABD, Biden ile, daha taze politikalar ile NATO’yu arkasına almak isteğini ilan etmiş iken, daha bu konudaki Batı ittifakı anlaşmalarının mürekkebi kurumamış iken, Afganistan’dan “geri çekilme” konusunda Almanya ve İngiltere’nin muhalefetine aldırış etmemesi, durumu göstermektedir.

Hep öyle olmuştur.

Birinci Dünya Savaşı öncesinde, çok ama çok fazla sayıda ikili anlaşma gündeme gelmiş, ama sonunda bu anlaşmalar bozulmuş, kısa sürede bozulmuş, eski “müttefikler”, düşman hâline gelmiştir. Paylaşım savaşlarının karakteri budur.

ABD, Afganistan’dan “geri çekilme” hamlesi ile, gerçekte, Rusya ve Çin’e karşı, ama aynı zamanda Hindistan ve İran’a karşı, asimetrik bir savaşı dayatmak istemektedir. Böylece, yeniden oyunu kurmak istemektedir. Biden, bunu oldukça açık bir dille açıklamış, ilan etmiştir.

Bu durumda ABD’nin Afganistan “yenilgisi” diyerek orada durmak hatalı olur. Evet bir açıdan ortada bir “kayıp” vardır. Ama bu kayıp, genel olarak çözülmekte olan ABD hegemonyası sürecinin bir parçası olarak anlamlıdır. Daha çok, ABD’nin bu hegemonyayı kaybetmemek konusunda ne kadar ısrarcı olacağının anlaşılması açısından bakmak faydalı olur. ABD, bensiz olmaz, ben gidersem yakarım da giderim demek istemektedir. Savaşı büyütmek budur.

Kanımca, Afganistan “çekilmesi” bu açıdan çok kritiktir. Hem ABD açısından, bir dönüm noktasıdır ve hem de Rusya ve Çin açısından, hem NATO açısından kritik bir hamledir hem de beşli emperyalist grubun savaş planları açısından çok kritiktir.

ABD açısından kritiktir, zira ABD, bu yolla savaşı büyütmeyi, hegemonyasını kaybetmeyi önlemenin tek yolu olarak gördüğünü ilan etmiş oluyor, bir kere daha ve güçlü bir tarzda. ABD, bu yolla, Afganistan üzerinden, Çin, Rusya ve İran’a karşı saldırılar planlamaktadır. Bu açıkça Biden tarafından dile getirilmiştir. Dahası olduğu kesin. Mesela Pakistan, bu süreçten oldukça hızla etkilenecektir. Bir “zafer” propagandası ile, İslamî hareketlere yeni bir enerji gelmesini istedikleri açık. Yoksa onca silah ve mühimmat teslim edilir miydi? Bu silah ve mühimmat, aynı zamanda ABD’ye “teknik” bağımlılık için de bir uzun yoldur. Ama, esas olarak İslamî hareketleri, sanki bir zafer kazanılmış gibi etkileyecektir. Doğrusu bunun bir dayanağı da var, ABD “çekilmek” zorunda kalmıştır. ABD kendi kayıplarını, yenilgilerini, savaşı büyütmenin bir basamağı hâline dönüştürme konusunda “usta” sayılmalıdır. Ve doğrusu, ABD, bir uluslararası savaşta, açıkça yenilgiyi kabul etmek zorunda kalana dek, bu savaşı büyütme politikasına devam edecek gibidir.

Pakistan’a dönersek, Pakistan yeni İslamî hareket alanı olmaya adaydır. Pakistan’daki IŞİD unsurları, daha hızlı hareket etmeye başlayacaktır. Uzun süre boyunca Afganistan’daki İslamî hareketin lojistik destekçisi olan Pakistan, şimdi bu sorunu daha çok içinde hissedecektir. Bu, İngiliz emperyalizmi açısından “yanlış” bulunsa da, ABD emperyalizmi açısından “no problem” denilecek bir olaydır. İşte buradan Hindistan’a dönük saldırılar da mümkün olacaktır, Çin’e karşı saldırıların da alanı büyüyecektir. ABD, şu anda Hindistan’ı çok ağzına almasa da, Şangay örgütü içinde Hindistan’ı engelleme eğilimi, Çin’e karşı savaş için önemli olmalıdır. Demek oluyor ki, ABD, doğrudan kendisi devrede olmadan, büyük çaplı bir savaşa hazırlanmaktadır. Aynı zamanda eski Sovyet cumhuriyetlerinden Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan gibi ülkelere açık bir tehdit ortaya çıkacaktır. Bu da, Rusya için büyük bir sorun olarak ortaya çıkacaktır. Doğrusu, BOP projesi çerçevesinde Afganistan-Suriye arasında savaşçı kaydırmalarının da gündeme gelmesi mümkündür. Türkiye, bu konuda, emre amade beklemekte, tetikçilikte istekliliğini daha da artırmaktadır.

Öte yandan, Afganistan süreci, hem NATO hem de beşli emperyalist gücün kendi aralarındaki paylaşım savaşımı açısından önemli sonuçlar doğurmaya adaydır. NATO içinde “birlik” görüntüleri, alttaki çatlağı gizlemeye yetmemektedir. ABD’nin kendi başına hareket etmesi, “müttefik”lik meselesini daha da tartışılır hâle getirecektir. Şimdiden, eski NATO genel sekreteri Scheffer’in açıklamaları bunun kanıtıdır. Scheffer, ABD’nin “büyük bir devlet ve Batı dünyasının patronu” olduğunu söylemekte ve eklemektedir: “Ama büyüklüğün bedeli sorumluluktur.” (Bakınız t24.com.tr, 26 Ağustos 2021).

ABD, NATO’yu, Rusya ve Çin’e karşı arkasına alarak, beş emperyalist güç arasındaki paylaşım savaşımını bir süre bastırmak istemektedir. İyi ama atılan her adım, bu süreci kontrolden çıkaracak gibidir. ABD, hegemonyası çözülürken, ABD’nin o kadar rahat olması mümkün değildir. Çünkü sürecin ana dinamiği, çözülen ABD hegemonyası altında emperyalist yeniden paylaşım savaşımıdır.

ABD, İslamî görünümlü çeteleri, yeni bir düşman olarak Batı dünyasına sunarken, en başından beri, uzun vadeli bir politika uygulamaktaydı. Mesele sadece Suriye sahasındaki IŞİD değildir. Libya’da ortaya konan pratik de bunu göstermiştir. Şimdi, esas malzeme, Afganistan’dan “çekilme” ile tam olarak sahaya sürülmektedir.

Rusya ve Çin için bir sınır güvenliği meselesi ortaya çıkmaktadır. Muhtemeldir ki, her iki ülke, en azından 3-5 senedir böylesi bir sürece hazırlıklıdır. Ama doğrusu pratiğin nasıl işleyeceği ayrı bir konu olacaktır.

5

ABD, Afganistan’ı işgale giderken, “yeni bir ulus ve yeni bir devlet inşa etmek” gibi hedefler ortaya koymuştu. “Demokrasi taşıma” iddiası, Afganistan özelinde ulus ve devlet inşası anlamına gelmekteydi.

Bunun için NATO 150 bin kişilik bir orduyu oraya yığmıştır. Bu gücün ne denli Taliban ile savaştığı bir tartışma konusu olmalıdır. Ama, bu arada tartışılmaz olan şey, ABD kontrolünde, 300 bin kişilik bir “ordu” kurulmasıdır. ABD kaynaklarına göre, 2 trilyon dolar para harcanmıştır. Öyle anlaşılıyor ki, ABD’nin politikası, başka bir yere evrilmektedir. 300 bin kişilik olduğu söylenen Afgan ordusu, bir hafta bile dayanamamıştır. Muhtemeldir ki, bu ordunun bazı unsurları şimdi “muhalif” iken, bazı unsurları “terhis” olmuştur. Acaba bunlardan Taliban saflarına katılanları ne kadardır?

ABD, belli sayıdaki unsuru, Kanada ve ABD’ye taşımıştır. Bu, yeni bir hazırlık sürecidir ve bu hazırlık, elbette ki, Rusya, Çin ve İran için olacaktır. Savaşın ana hedefinin Rusya ve Çin olması bir yana, İran’ın daha zayıf bir konumda olması, ilk hedeflerden birinin İran olması olasılığını artırmaktadır.

Afgan halkının, halklarının, kendi yolları ile, Babrak Karmal döneminde yaşadığı süreci kırmak için her yolu denemiş olan ABD ve onun Batılı müttefiklerinin, “demokrasi götürme” işini bundan böyle tüm dünyada sürümden kaldıracaklarını düşünmek yanlış olmaz. Bundan böyle demokrasi taşıma işi, daha çok saldırganlıkla, daha açık saldırganlıkla ortaya konacaktır. Denilebilir ki, zaten öyle yapıyorlardı. Evet, doğrudur, ama bunu maskeleme girişimleri daha da azalacaktır. Biden’ın açıklamaları, bir dil sürçmesi değil de, bunun işareti olarak ele alınmalıdır. Bu açıdan, İran’a dönük saldırılar daha pervasız olacak gibidir ve Pakistan üzerinden Hindistan’a dönük saldırılar beklenmelidir. Bu durum, Rusya ve Çin’e dönük saldırıların ana eksen olduğunu unutturmaz.

6

TC devleti ise, tam bir ABD kuyruğu olarak, tetikçi olarak görev alanlarına koşmaktadır. Saray Rejimi ve onun başında bulunan Erdoğan, iktidarını sürdürebilmek için, ABD’nin her isteğine evet demeye dünden hazırdır. Bu zaten yeni değil. Ama, yeni olan, Afganistan konusundaki TC devletinin “ataklığı”dır. Bu atak hâli, öyle anlaşılıyor, Akar ekibi tarafından hazırlanmış olsa da, tüm devlet çarkının ortak isteği hâline gelmiştir. Varlığını sürdürebilmek için, canavarın kuyruğuna tutunmaktadırlar.

TC devleti, ilk olarak, Afganistan’ın yeni yönetimi hâline daha gelmemiş olan Taliban ile, “ortak dinî anlayışlarının olduğunu” bizzat Erdoğan’ın ağzından ifade etmiştir. Erdoğan, bir sara nöbeti yaşamıyorsa, bu oldukça anlamlı bir çıkıştır. Zira Erdoğan’ın, Hikmetyar’ın dizinin dibinde verdiği fotoğraf ilişkilerin karakterini ortaya koymaktadır. Telekom, özelleştirilip yağmalanırken, Erdoğan ile Hikmetyar arasında bu konuda görüşmelerin olduğu hatırlanmalıdır. Arşivler taranırsa bunun belgelerine ulaşılacaktır.

TC devleti, Saray Rejimi, açık olarak, Afganistan kaynaklı uyuşturucudan daha büyük pay almak istemektedir. Bu heveskâr tutumun bir parçası budur. Afganlara satılan evler yolu ile verilen vatandaşlık, yeni bir uyuşturucu üslenmesinin kanıtı olmalıdır. Türkiye, uyuşturucu konusunda çok açık olarak bir üs olmaya yönelmiştir. Yağma, rant ve savaş ekonomisi hattına son derece uygundur. Hele ki, yaşanan ekonomik kriz ortamında paraya kavuşma isteği, bunu daha da güncel hâle getirmektedir. İktidarın, dahası devletin bu ısrarı, bunun açık kanıtıdır. Afgan göçü tartışmaları, bu noktayı örtmemelidir. Hem bu politika, uyuşturucu işinin patronu olan ABD’nin istekleri ile de uyumludur.

Öte yandan ise, Afgan göçü, ilginç görünümler sunmaktadır. Gelenlerin, daha çok genç ve savaşçı gibi olması, ABD’nin organize ettiği dağılan “dost Afgan kuvvetleri”nin bir bölümünün Türkiye’ye taşınmakta olduğunu göstermektedir. Bu Afganlar, hem AB’ye dönük şantaj politikaları açısından Türkiye’ye bir ilave olanak yaratmaktadır hem de daha önemlisi İran’a ve Suriye’ye karşı yeni dinamik güçler olarak organize edileceklerini düşündürmektedir. Bunu atlamak büyük hata olur. İran’a karşı bir hamle fırsatı arayan ABD ve İsrail, gerçekte bu güçleri Türkiye içinde konumlandırmak isteyecektir. TC devleti ise, bu konuda onlardan heveslidir. Suriye politikası konusunda hiçbir ders çıkarmayan TC devleti için bu, yeni sarılınacak dal gibidir. Tüm İslamî çetelerin Kürt halkına karşı kullanılması, her zaman bunun içinde ele alınmalıdır. Bunun dışında, içeride bu güçlerle bir iş yapabilecekleri tartışmalıdır. Zaten IŞİD eli ile yaptıkları katliamlar biliniyor. TC devleti her zaman budur.

Erdoğan, açıkça, Afgan sayısının 300 bini bulduğunu söylemektedir. Bu küçümsenir bir rakam değildir. Savaştan kaçanlar ile, savaşçı olarak getirilenler apayrı bir konudur. Bu iki ayrı grubun oranının ne olduğunu bilmesek de, bunun varlığını biliyoruz.

Öyle anlaşılıyor ki, ABD, savaşı büyütme oyununu, daha büyük düşünmektedir ve tüm Ortadoğu bunun etki alanı olarak düşünülmektedir. Bu açıdan TC devleti özel görevler almaktadır.

Kâbil havalimanının güvenliği ve TC’nin bunu askerî olarak sağlaması tartışmaları, Taliban’ın Kâbil’e girmesi ile ortadan kalkmış gibidir. Ama doğrusu, TC askerinin tümünün geri getirilip getirilmediği bile belirsizdir.

7

Bu emperyalist paylaşım savaşımında, kimin ne yaptığı işin bir yönüdür. Önemlidir ama sadece işin bir yönüdür.

Esas mesele, bu paylaşım savaşımına karşı, dünya proletaryasının direnişidir.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçlanmasını hızlandıran ve emperyalistlerin her birinin planlarını bozan şey, Ekim Devrimi’nin zaferi olmuştur. Proletaryanın Sovyetler’i kurmaya başlaması, dünya halkları için yeni bir dönemi açmıştır.

Bugün de mesele, aynı şekilde ele alınmalıdır.

Dünya proletaryası, dünya halkları, kapitalist zinciri parçalamak zorundadır. Yoksa emperyalist güçlerin oyunlarını izlemekle bir sonuç, olumlu bir gelişme elde etmek mümkün değildir.

Bu açıdan dünya proletaryasının, sosyalist devrim için giderek olgunlaşan nesnelliğin içinden bir zaferle çıkmasının yollarını aramaktır devrimci görev.

Birçok kişi tarafından, dünya proletaryasının öznel olarak zayıf olduğu, örgütsüz olduğu tespiti yapılmaktadır. Buna katılmamak mümkün değildir. Ama yine, Birinci Dünya Savaşı dönemine bakacak olursak, o dönem, daha büyük bir örgütlülüğün olduğunu söylemek, o kadar kolay değildir. Yani, öznel olarak güçsüzlük, öznel olarak yetersizlik, amacı ve niyeti mücadele etmek olanlar için, geri durmanın bir nedeni değildir, olamaz.

Devrim, kendine zafer için alanlar aramaktadır. Toprağın altı, giderek daha hızla olgunlaşmaktadır ve devrim, birçok yerden, elbette içinde karışık otlarla birlikte boy atan bir ağaca benzemektedir. Bu olgunlaşma, bu süreç, elbette, kendini zafere götürecek öznel örgütlenme için, büyük olanaklar oluşturmaktadır.

Yani umutsuzluğun bir bahanesi yoktur.

Mücadeleden kaçmak için, kimsenin bir bahaneye ihtiyacı yoktur. Aynı biçimde mücadele edecek olanlar için de, geri durmayı açıklayacak, umutsuzluğu haklı çıkaracak hiçbir nesnel neden yoktur.

Ülkemiz işçi sınıfı da, meseleyi bu yolla ele almalıdır.

Dünyanın her yerinde kan ve ateş, emperyalist egemenlik nedeni ile yaygındır. Bu kan ve ateşi durdurmanın tek yolu, kapitalist egemenliğe son verecek büyük mücadeleye hazırlanmaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here