“Açları doyurmak” mı? Ya da “plazma hâli” üzerine…

Erdoğan, artık başka bir “hâl” içinde yaşamaktadır. Bazı Erdoğan seviciler, Erdoğan’ın maddenin üç hâli dışında bir başka “hal” içinde yaşadığını söylerlerdi de inanmazdık. Maddenin dördüncü hâlinden, “plazma” hâlinden söz ediyorlar. Galiba Erdoğan, bu “plazma hâli”ni yaşamaktadır. Saray’ın çakma Abdülhamid’i, o kadar övülmüş ve o kadar korkmuştur ki, maddenin 4. hâlini yaşadığına da inandırılmış. Bu “hal”de, gerçeklik tamamen siliniyor olmalıdır. Artık onun için kavramların anlamı değişmiştir. Korkuyor, korktukça diline vuruyor. Sadece “kendi varlığı” vardır ve onun dışında gerçeklik yoktur. Bu durum, “plazma hâli” olmalıdır.

İnsan biçimindeki varlıkların, maddenin hâllerine dönüşümleri kolay olmasa gerek. Katı bir hâlde var olabiliyor insan. Maddenin sıvı hâli ve gaz hâli ancak, “insan” biçiminde vücut bulmuş sermaye için söz konusu olabilir. Sermayenin insan hâline bürünmüş olan şeye biz kapitalist diyoruz. Demek, kapitalist, sıvı ya da akışkan hâlde ya da gaz hâlinde bulunabilir. Ama bu plazma hâli, yine de kolay bir iş değil.

Galiba, kişinin hem hırsız ve hem de en erdemli, hem katil ama hem de en peygamber, hem komisyoncu ama hem de en mümin olabilme, bunların tümünü aynı anda olabilme hâlidir bu plazma hâli. Bu da, doğal olarak herkese nasip olmaz. Sıradan adi hırsızları utandıracak kadar ilkesiz, sıradan katilleri mesleklerine lanet okutacak kadar vicdansız, tefecilerin ve rantiyelerin kıskançlığını başarı addedecek bir ruh hâlidir bu maddenin plazma hâli.

İşte bu plazma hâli, bir “yaratı” sonucudur. Efendilerinden korkan Erdoğan, şimdi, efendilerinin kendini yalnız bırakmasından korkmaktadır, bu nedenle, artık kendisi dışında hiçbir şey görmemektedir.

Bundan olacak, ülkede açlar olmasına şaşırıyor. Esnafın battığını yalan ilan ediyor, işçilerin açlık sınırının altında maaş aldıklarını “hayal” ilan ediyor. Tarımın çok da iyi olduğunu ilan ediyor. Kendisine “sen söylersen inanırlar” dendiği için, dili hiç mola vermiyor.

Ülkede açlar mı var? Bunu duyunca, çakma sultan, “açları da siz doyurun” diyor.

Bu sözü üzerine alan Kılıçdaroğlu, “siz oradan kalkın, biz doyuralım” diyor.

İşte size Saray Rejimi: Tekellerin, parababalarının, dolandırıcıların, savaş ekonomisinin, rantçıların, ülkeyi soyanların “olağanüstü” iktidarı. Karanlığın, yalanın, baskı ve şiddetin hüküm sürdüğü, işçi ve emekçilerin, halkın düşman olarak açıkça ilan edildiği Saray Rejimi budur.

Biri, “açları siz doyurun” diyor.

Diğeri de, “sen çekil biz doyururuz” diyor.

“Açları” doyurmak üzerinden “komiklik” yapıyorlar. Halkın eksilen ekmeği, işsizliği, açlığı, yoksulluğu onların alay konusudur. Açlık, işsizlik, yoksulluk, birine göre bir “zekât” konusu, diğerine göre ise sadaka sorunudur.

Oysa ülkenin açları, milyonlarca insandan oluşmaktadır. Ve bu milyonlarca aç, sizlerin zenginliklere hırsızlıkla el koymanızın, rantiyeci, savaşçı, yağmacı ekonominizin sonucu açtır. Sizlerin hizmet ettiği tekellerin, kapitalistlerin kârlarını yaratan işçilerdir aç olanlar. Onların açlığı, sizin efendilerinizin, kapitalistlerin zenginleşmesi nedeniyledir. Onların açlığı, fakirliği, fabrikalarınızda kanlarının emilmesi, emeklerine el konulması sonucudur. Onların açlığının nedeni, sizin savaş ekonomisini, rant ve yağma ekonomisini finanse etmek için koyduğunuz vergilerdir. Onların açlığının nedeni, sizin soyguncu sisteminizdir. Onların, milyonların açlığının nedeni, sömürü düzeninizdir.

Bir de onlarla alay etmektesiniz.

Bir yanda Erdoğan, diğer yanda Kılıçdaroğlu. Açlık, bir Karagöz-Hacivat oyunu hâline sokulmaktadır. Bu alay, bu aşağılama, bu kibir, işçi ve emekçilere, halka açıkça tepeden bakmanın ürünüdür.

Efendiler, Saray’dan bakıyorlar ve halkı aşağılamayı her gün işlerinin bir parçası olarak yapıyorlar. İktidarları, saray rejimleri, halkın omuzları, halkın cehennemi üzerine yükseliyor. Bu nedenle tepeden bakmayı sürdürebiliyorlar.

Demek ki, bu sistemi altüst etme zamanı gelmiştir.

Tepeyi aşağıya indirmek, saraylarını başlarına yıkmak zamanıdır. O zaman, bu aşağılanma son bulacaktır.

Efendiler, halk sizden “aç karnını” doyurmanızı istemiyor. Hayır. Yanılıyorsunuz.

Halk, sizin tokluğunuzun, sizin cennetinizin, hırsızlıkla onlardan aldıklarınıza bağlı olduğunu biliyor. Halk, kendi emeğine el koyan kapitalistler adına iktidar olduğunuzu gayet iyi biliyor. Halk, işçi ve emekçiler, bu soygunun her aşamasını gayet iyi biliyor. Yağma, rant ve savaş ekonomisini, oldukça yakından tanıyor. Çünkü işsizliğin, açlığın, yoksulluğun nedeni, sizin bu düzeninizdir.

Bu nedenle, aç karnımızı doyurmak ile yetineceğimizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

Hayır, aç karnımızı doyurmayacağız, sizin iktidarınıza, sizin düzeninize son vereceğiz, onu yıkacağız, alaşağı edeceğiz, sizi o yüksek tahtınızdan indireceğiz, size çıplak ayaklarımızın altını göstereceğiz ve açlığa son vereceğiz, tümden ve herkes için açlığa son vereceğiz. Bizim olanı geri alacağız, tüm üretim araçlarını kamulaştıracağız, tüm iktidar aygıtlarınızı dağıtacağız. Sömürüye son vereceğiz ve bu sizin cennetinizin sonudur. İşçi ve emekçilerin halkın cenneti, işte o zaman başlayacak. Üreten, aynı zamanda yöneten olacaktır. Ve bu devrim, yeryüzünden tüm sınıflar, tüm devletler kaldırılana kadar sürecektir.

Bir daha hiç kimse emeği ve ekmeği çalamayacak, kimseye “ben bu üretim araçlarının sahibiyim” diyemeyecek ve kimse aç olmayacak.

“Açlar” diye bir kavram, ancak son öğününden bu yana acıkmış olanları ifade etmek üzere kullanılacak.

Bir daha asla, “açları kim doyuracak” diye sorular sorup, karşımıza hayırsever olarak poz verilemeyecek. Sadakalarınız, zekatlarınız artık işe yaramayacak, çünkü ne sadakaya muhtaç insanlar varolacak ne de “sadaka verebilecek” zenginler olacak. Herkes, emeğinin karşılığını alacak. Herkes, kendisinin içinde yer aldığı toplumun bir parçası, eşit bir parçası olduğunu bilecek. Kimse kimsenin emeğine el koyamayacak. Yemek, karnını doyurmak, hiç kimse için sorun olmayacak ve hiç kimse kimseye bir dilim ekmek için avuç açmayacak, köle olmayacak.

Yani, bugün halkla alay etmeniz için son günleriniz olabilir. Bugün zenginliklerinizle övünmek için son zamanlarınız olabilir. Bugünler kibriniz için en uygun anlar olabilir. Bugünler, tepede durduğunuz, saraylarda yaşadığınız son günler olabilir. Yeryüzündeki cennetinizi kaybetmeniz an meselesi olabilir. Yalnız kaldığınızda kendinize sorun, derinden gelen sesi dinleyin.

Aç olan biz değiliz.

Aç olan sizsiniz. Ne kadar çok alıyorsanız, ne kadar çok çalıyorsanız, ne kadar çok götürüyorsanız, size o kadar az geliyor.

Aç olan sizsiniz. Biz işçi ve emekçilerin, biz işsizlerin, biz açlar ordusunun sadece karnı aç. Sizin ise karnınız tok, ama gözünüz aç. Bu nedenle korkuyorsunuz. Bu kibriniz bundan. Bu nedenle, halkla alay ediyorsunuz. Bu nedenle çok yalan söylüyorsunuz. Bu nedenle çok konuşuyorsunuz. Bu nedenle dilinizden kan damlıyor. Bu nedenle elleriniz kan içindedir.

Çok korkuyorsunuz. Dilinize vurmuş.

Korkularınızda haklısınız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here