Yiyin efendiler yiyin,
bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Bu harmanın gelir sonu,
kapıştırın giderayak!

2021 asgari ücreti AGİ dahil net 2825,90 TL olarak belirlendi. Aylık 30-40 milyon TL kazananlar, kendi maaşlarına bir gecede zam yapanlar, yaklaşık 10 milyonu ilgilendiren asgari ücretle ilgili tam bir ay boyunca pazarlığa tutuştu. Memleketin en büyük toplu iş sözleşmesi olan asgari ücret görüşmeleri, işçilerin olmadığı bir masada, halktan gizli saklı bir şekilde yapıldı. Milyonlarca liralık vergi borçları silinen patronlar pandemi krizini bir kez daha fırsata çevirdi ve ekonomik krizin yükünü tekrar işçilere yükledi.

Günde 39 liraya yaşamaya (!) mahkum edilip ücretsiz izne gönderilen işçiler yetmemiş, kısa çalışma ödeneklerinden kar etmeleri yetmemiş, işsizlik fonlarını iç etmeleri yetmemiş, kaçırdıkları vergiler yetmemiş ki patron temsilcisi Akansel Koç, işletmelerin zor durumda kaldığını söylemiş, enflasyon üzerinde belirlenen asgari ücretin kayıt dışı işçiliği arttırdığını söyleyerek işçileri güvencesiz çalışmayla tehdit etmiştir.

Açlık sınırının 2517 TL, yoksulluk sınırının 8198 TL olduğu şartlarda asgari ücretle yaşayabilmek mümkün değildir. Her gün her şeye zam gelmektedir. Bu da yetmezmiş gibi “acı reçete” içmekten bahsediliyor. “Acı reçete”, işçilerin ceplerinden paralarının alınması, işçi ve emekçinin daha da fakirleşmesi, zamlar, yeni vergiler, var olan vergilerde artışlar demektir. Bu acı reçete, işçi sınıfı içindir.

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu devlet, ezilenlerin, işçi-emekçilerin değil sermayenin devletidir. Günlük harcaması 10 milyon olan Saray bize kuru ekmeği bile çok görmektedir. AKP Denizli Milletvekili Şahin Tin mecliste utanmadan “Kuru ekmek yiyorlarsa o zaman aç değillerdir.” diyebilmektedir.

Samsun’da bir vatandaşın ellerine “iş” ve “aş” yazarak intihar ettiği gün Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk pişkince “Yoksulluk, özellikle aşırı yoksulluk, uluslararası dokümanlarda da ifade edildiği gibi artık Türkiye için sorun olmaktan kalktı” diyebilmektedir.

Yaşam, işçiler ve emekçiler için çekilmez hâle gelmiştir. Bizler salgın koşullarında “açlıktan veya hastalıktan ölüm” dayatmasını unutmayacağız. Bizler eline “iş” ve “aş” yazıp intihar eden kardeşimizi unutmayacağız. Bizler pandemide ölüme terk ettiğiniz sağlık emekçilerini unutmayacağız. Bizler Cengizlerden silinen 424,4 milyon TL vergi borcunu unutmayacağız. Bizler polisini, askerini işçilerin karşısına diken devleti unutmuyoruz.

Gözlerimizi kör, kulaklarımızı sağır zannedenler bilmelidir; hepsi tek tek akıllardadır. Biriktirdiklerinden korkmalıdırlar.

Bugün, işçi sınıfının örgütlü mücadele etmesinden başka bir çözümü kalmamıştır. Sınıfın içinden “Genel Grev Genel Direniş” sesleri yükselmektedir. Başta işçi sendikaları olmak üzere emekten yana her kesimin de kulak vermesi gereken bir sestir. “Genel Grev Genel Direniş”i örgütlemek artık bir seçenek değil zorunluluktur.

İşçi sınıfı, bu sömürüye, aşağılanmaya karşı kendi eylem cephesini oluşturmak zorundadır. Bu cephe geniştir. Tüm sol örgütler, tüm kitle örgütleri, kadın örgütleri, ekoloji hareketleri bu cephenin bir parçasıdır. Verilen her bir mücadele birbirine destektir, öğretmendir. Kuru ekmek reva görülen bir sınıfın kendi yollarını, çıkışlarını kurması demektir.

Bize, tüm bu çürümüşlüğü ortadan kaldırmak için, farklılıklarıyla fakat emekten yana tutumuyla da bir arada bir mücadele gereklidir. Biriken öfke ve isyan örgütlenecektir. Bu rüzgarı ekenler, bizim kararlı, disiplinli ve sürekliliği olan mücadelemizle fırtına biçeceklerdir. O fırtına devrimdir.