Yaşamak dediğin – Kaldıraç Üniversite

Kaldıraç Üniversite adına Bekir Kilerci ve Ali Serkan Eroğlu'nu güneşe uğurlayışımızın 24. yıldönümü için hazırlanan metindir.

Hey sen, nefes alıyorsun şu an, hayattasın.

Ama yaşayıp yaşamadığın konusunda emin değiliz. Yanlış anlama, yaşamak dediğin öyle olmaz böyle olur gibi cümlelere boğulmaya ve seni suçlamaya niyetimiz yok hiç. Yaşayıp yaşamadığına emin değiliz çünkü sen de emin değilsin sanki. Hani yetmiyor ya şu hayat sana, hani arıyorsun ya bir şeyleri; ha işte tam da o arayışa sarılalım birlikte, beraber bulalım arananı, beraber görelim gelmekte olanı.

Belki bir sokakta yan yana geldik sloganlar attık seninle; özgürlük diye bağırdık hep bir ağızdan, istemedik kayyum rektörleri hiç. Belki içine ev denmesi imkânsız olsa da dört duvarı olduğu için içinde yaşadığın ve yüksek ihtimalle kirasının altında ezildiğin o yerden çıktın da barınma hakkın için direndin kampüslerde. Dört bir yanında katledilen kadınların kanı olan şehirlerin, katledilen kadınların öfkesiyle dolup taştığı meydanlarında coşkulu birer slogan patlattık belki seninle. İkizdere’de doğasına, yaşamına sahip çıkan köylülerin isyanını ayrı ayrı telefonlardan izledik de aynı heyecanla attı nabzımız. Bazen de günlerin, haberlerin ağırlığını dağıtmaya çalışıyorsun herkes gibi. Kalkmıyor kolların, yetmiyor etrafını kaplayan sisi dağıtmaya da göremiyorsun aradığını bir türlü.

Hayattasın yani hâlâ.

Tanışalım mı artık seninle?

Bizler, hayatta kalmakla yetinenler değil insanca yaşamak isteyenleriz.

Hani öyle başımızı sokacak sıcak bir yer olsun, karnımız tok olsun yaşayıp gidelim; bir fırsatını bulur bulmaz TL yerine euro kazanalım; gülümseyişlerimizi 64 megapiksellik bir kameraya sığdıralım; bu böyle geldi böyle gider diyerek yolumuzu bulmaya çalışalım; gün sonunda korkular, kaygılar içinde olsa da yatağa uzanıp “bugünü de atlattık” diyerek kendimizi rahatlatalım diyenlerden değiliz.

Belki oradan bakınca delirmiş bunlar dediğin, haklılar ama hayalciler dediğin; bazen tereddüt ve korkuyla yaklaştığın, belki de özendiğin ama yanımıza bir adım atmakta kararsız kaldığın devrimcileriz.

Bize verilenle yetinmek değil, ellerimizle yarattığımız özgür bir dünya istiyoruz.

Sen de yaşamak istiyorsun, biliyoruz.

“Yaşamı yeniden yaratmak…
Konuşarak değil yaşayarak…
Etrafımızdan öğrenerek… öğretmek için öğrenerek…
Başkasına…Kendimize…
Etrafımızı etkileyebilmek…bu etkiye kendimizi katabilmek…”

Bizler, devrimci sosyalistleriz, seni de çağırıyoruz yaşamı yeniden yaratmaya, saflarımıza.

Güzel günler için yaşıyoruz, güzel günler için savaşıyoruz.

Çalışmanın, günlük geçimini sağlamak, yaşayabilmek, karnını doyurabilmek için bir zorunluluk olmaktan çıktığı, insanın insana boyun eğişinin tüm biçimlerinin sonuçlarıyla birlikte yok olduğu, insanın tüm yeteneklerini özgürce geliştirebileceği, insanın yeniden ve toplumsal doğuşunun gerçekleştiği bir dünya için, sosyalizm için, komünizm için savaşıyoruz.

Ve zafere kadar da bu yola devam edeceğiz.

Çünkü arkadaş, sadece gelecek için değil, bugün için de aşağılanmaya, pisliğe, sömürü ve baskıya karşı, özgürlük için savaşmak yaşamanın tek yoludur.

Sahi nedir savaşmak, bir savaşçı olarak yaşamak?

Savaşçı, sınıfının savaşçısı gerçeği arar. Gerçeği görür ve ona ulaşmak için bir adım atar, bir yol çizer ve bu yolda kendi hikayesini yazar. Kendi ideallerin için savaşmayı göze almak; mümkünü yakın kılar, hayali gerçek yapar. Asıl mesele ise kararlı oluştur; o yolun devamını getirebilme, sonuna kadar gidebilme iradesini ortaya koymak. Bunu da öyle yalnız büyük kahramanların yapabileceği bir şey olarak görmeden, olanca sadelik ve samimiyetle yapabilmek. Aramak ve emekle var etmek yaşamı.

“Basit doğruları aradım önce.
Başım döndü gerçekleri görünce.
Kavramak ne zordu;
beynim yetmedi,
ellerim işe koyuldu.
Başladım yaşamı değiştirmeye.
Aslında her şey ne kadar basitmiş
bütün mesele
yaşamı
ilmek ilmek örmekmiş”

Bir hayatı olanca basitliğiyle ve güzelliğiyle yaşamak; hayat karşısında bir tutum geliştirebilmek ve ilmek ilmek örebilmek onu. İşte böyle yaşayınca, bazı ölümler ölümü aşmak anlamına geliyor.

Bundan 24 yıl önce içimizden ikisini gökyüzüne uğurladık.

Ölümü aşan, gidişiyle kalan, iki devrimci, iki yoldaş, iki insan…

Uludağ Üniversitesi öğrencisiydi Burhanettin Akdoğdu. Kaldıraç dergisinde Bekir Kilerci adıyla yazdı şiirlerini, yazılarını.

Devrimci tiyatrocuydu, şairdi. Savaşçıydı Komutan Bekir, Savaşçının Türküsü’nü söyledi şiirlerinde.

Erdal Eren’e yazdığı şiirinin yayımlanacağı ay, Erdal Eren’in ölümsüzleştiği günde, 13 Aralık 1997’de, Ankara TEM şubesinde işkencede, ser verip sır vermeyerek ölümsüzleşti.

“Kendi idealleri için savaşmayı göze alamayanlar, başkalarının idealleri için ölür” diye yazmıştı Bekir.

“…
ben öncelikle sınıfımın adamıyım.
Bir işçi çocuğu olarak doğdum,
bir işçi olarak yaşadım
ve sınıfımın savaşçısı olarak öleceğim.” dedi, öyle yaşadı, öyle ölümü yendi.

Ege Üniversitesi öğrencisiydi Ali Serkan Eroğlu.
19 yaşındaydı, gözü yıldızlardaydı. Devrimci tiyatrocuydu, şairdi.

Ege Ensemble’nin (Duvara Karşı Tiyatro Topluluğu’nun) kurucusuydu. Okulunda sayısız edebiyat fanzininin çıkmasına yardım ediyordu. Kaldıraç dergisi okuyor, düşlediği özgür dünya için savaşıyordu. Yoldaşlarına karşı ajanlık teklif edildi, cevabını yaşamıyla verdi.

İnsan olmak, insan kalmak için satmadı yoldaşlarını.

24 Aralık 1997’de, okulunun tuvaletinde asıldı. Bir çığlık oldu gidişi, İnsan Olmanın Çığlığı.

“Siz siz olun, doğru dürüst ölün!” diye yazmıştı Serkan. Doğru dürüst ölmek için, doğru dürüst yaşamak gerekirdi zaten, Serkan da öyle yaşadı.

Sınıfsız, sömürüsüz, özgür bir dünya için düşen, dövüşen bu iki kahramanımızı, sınıfının savaşçısı iki ortağımızı anıyoruz.

Bizler onları anarken, onları anlatırken, onların mücadelelerini sürdürürken, insan kalmak isteyen, insanca özgür bir yaşam isteyen herkesi onlar gibi “yaşamaya” davet ediyoruz.

“Onlar limana değil, ufka bakıyordu
Gemi suların üzerinde kanı-deli kaynıyordu
Bu gemi zafere ulaşacak!” diyerek yoldaşlarımız Bekir Kilerci ve Ali Serkan Eroğlu’nu anacağımız etkinliğe seni de çağırıyoruz. Gel, insan olmanın çığlığını birlikte büyütelim; 26 Aralık Pazar günü saat 15.00’de Beşiktaş Belediyesi Süleyman Seba Kültür Merkezi’nde buluşalım.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here