Sosyalizmde üretim planlaması / Kevser Turan – Özge Tuğran

Giriş

Bu yazıda, kapitalizmde üretimin neye göre şekillendiğinden başlayarak, komünizme geçişte sosyalizmin önemini ve proletarya diktatörlüğünün rolünü anlatıp, merkezî planlamadan ve teknolojinin ve tekniğin yeniden örgütlenmesinden bahsederek, sosyalizmde üretimin neye göre şekilleneceğini tartışacağız.

Kapitalizmde üretimin şekillenişi

Kapitalizmde üretim, temelde artı-değer sömürüsüne dayalıdır. Artı-değerin sömürülmesi; işçinin ürettiği ihtiyaç fazlası ürün -artık ürün- üzerinden, üretim araçlarının mülkiyetine sahip olduğu için bu ürüne de sahip olan burjuvanın kâr elde etmesiyle gerçekleşir. Üretim planlaması ise bu sömürünün sürekli daha da fazla arttırılması hedeflenerek yapılır. Maaşların ayarlanışından, işyerlerindeki çalışma koşullarının şekillenişinden fabrikalardaki tesislerin düzenlenmesine kadar her konuda burjuvazi kârına kâr katmakla ilgilidir. Üretimin yanı sıra ayrıca toplum da sistemin devamlılığını sağlayacak şekilde örgütlenir. Burjuvazinin kâr edip sınıf olarak varlığını koruyabilmesi için üretim sonucu oluşan çıktıyı satması gerekir. Bu da üretilen ürünlerin metalaşmasını beraberinde getirir. Sınıflı toplumlar tarihinin başından beri var olan meta; ürünlerin kullanım değeri için yani ürünün, insanın ya da toplumun hangi ihtiyacını karşılayacağı, hangi insanî gereksinimi gidereceği gözetilerek değil; pazarda başka bir ürünle karşı karşıya geldiğinde açığa çıkan değişim değeri için, kâr için üretilmesiyle oluşur. Kapitalizm sınıflı toplumların en ileri aşaması olduğu için metalaşma en yüksek raddeye gelir ve sadece pazarda satın alınan ürünler değil; duygularımız, bilimsel bilgiler bile meta hâline gelir. Burjuvanın devleti; bunu eğitim sistemiyle, kanunlarıyla, medyasıyla, her alanda ürettiği politikalarıyla oluşturur. Bu şekilde toplum meta toplumu hâline gelir. Bu meta toplumunu yıkmanın, Fidel Castro’nun Sosyalizmi Kuracağız kitabında dediği gibi “İnsanların yüreklerinden ve aklından dolar işaretlerini silmenin” ve emek sömürüsünü ortadan kaldırmanın yolu da üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin toplumsallaştırılarak üretenlerin yönettiği bir toplumu kurmaktan geçer (s. 107). Sınıflı toplumların ortadan kalkacağı komünizme ulaşmanın temeli yalnızca bu şekilde atılabilir.

Komünizme geçişte sosyalizm

Sınıfsız bir toplum olan komünist toplumu inşa etme yolunda sosyalizm bir geçiş aşamasıdır. Arada sosyalizm olmadan kapitalizmden komünizme geçmek mümkün değildir çünkü sistem değişikliği yalnızca üretimin yeniden örgütlenmesi ile sağlanmaz. Bütünüyle toplumun yeniden örgütlenmesiyle, burjuva ideolojinin izlerinin silinip “yeni insanın yaratılmasıyla” gerçekleşir. Kapitalizmin içine doğmuş insanların “yeni insan” olması beklenemez, bizler ancak komünist insanı yaratacak tohumları içimizde barındırabiliriz. Komünist toplumu inşa etmek için sosyalist devlete ihtiyaç duyulmasının nedeni bunlardır. Sosyalist devletin biçimi ise proletarya diktatörlüğüdür. Proletarya diktatörlüğünü anlamak, sosyalizmde üretim planlamasını anlamak için önemlidir çünkü bir devrim salt ekonominin yeniden şekillenmesiyle yapılmaz, beraberinde siyasal bir devrimi de getirir. Aksi hâlde devrim sürekliliğini koruyamaz.

Proletarya diktatörlüğünün işlevi

Proletarya diktatörlüğü bir devlet biçimi olarak sınıflı toplumlar tarihindeki devletlerden belli noktalarda ayrılır. Sınıflı toplumlarda devlet, egemen sınıfın çıkarlarını korumak üzerine kuruluyken sosyalizmde devlet var olan tek sınıfın yani işçi sınıfının çıkarlarını korur. Proletarya diktatörlüğü; bir diktatörlüktür, işçi sınıfının burjuva ideoloji üzerinde baskı kurmasını sağlayan bir diktatörlük. Sınıflı toplumlarda devlet, egemen sınıfın varlığını koruyabilmesi için kendi devamlılığını sağlamak zorundadır. Proletarya diktatörlüğü ise tam tersine toplumdaki örgütlülük düzeyini arttırarak toplumun siyasal bilincini geliştirmek için vardır ve bu örgütlülüğü yarattıkça işlevsizleşir ve sönümlenir. Yani kuruluşundan itibaren kendi kendisini yok etmeye dayalı bir devlet biçimidir.

Kapitalizmin kalıntılarını silmek, proletarya diktatörlüğünün temel görevlerindendir. Eğitim politikalarıyla, ekonomik planlamalarla, kanunlarıyla, ajitasyon-propaganda aracı olarak medyayla komünist toplumu yaratacak ideolojiyi örgütler. Fakat bu yeterli değildir, toplumun siyasi bilincini geliştirecek örgütlülüğün sağlanması gerekir. Toplum mahalle mahalle, fabrika fabrika, tüm yerellerde örgütlendikçe devrimin içerideki sürekliliği de sağlanmış olur. Fakat devrimi sadece içeride sağlamlaştırmak yetmez ayrıca yaymak da gerekir. Sosyalist üretim ilişkileri tüm dünyada egemen olmadıkça yani meta toplumları tamamen ortadan kalkmadıkça, sınırsız bir toplum olan komünizmi kurmak mümkün değildir.

Sosyalizmde üretim planlaması

Üretim belli bir zamanda gerçekleşse de onu, üretilen nesnenin dağılımı, değişimi ve tüketimi izler. Üretimle başlayıp değişim, dağılım ve tüketim diye devam eden süreç bir bütünde üretim sürecidir. Üretim sürecinin merkezî olarak planlanması, komünist insanın bu üretim süreci esnasında ideolojik ve siyasi olarak örgütlenmesini de gerektirir. Sosyalizmde üretimin planlamasında en önemli nokta olan merkezî planlamanın salt ekonomik bir planlama olmadığını akıllardan çıkarmayarak bu yazıya üretim sürecinde merkezî planlamanın ekonomik örgütlenmesinden bahsederek devam edeceğiz.

Üretim sürecinin merkezî olarak planlanması fabrikalar ve sektörler arasındaki sıkı iletişimi ve bağı zorunlu kılar. Bu bağı, Che Guevara’nın Ekonomik Yazılar kitabından bir alıntıyla Küba’daki Şeker Üretimi Konsolide İşletmesi örneği üzerinden anlatmak istiyoruz. “Şeker Üretimi Konsolide İşletmesi, tüm ülkede çalışan 160 şeker fabrikasını yönetir. Merkez bürosu Havana’da bulunmaktadır ve bu sanayi çalışmalarından doğrudan doğruya bakanlığa karşı sorumludur. Tüm işletmeler, planlamaları yapan ve kontrol eden sekreterliğe karşı sorumludur. Tüm işletmelerin birer planı, bütçesi ve kotası vardır. Ürünler, İç Ticaret Bakanlığı’na ya da devlet aygıtı yönetimindeki diğer sanayi işletmelerine teslim edilir. Bu işletmeler kendileri için çıkar sağlamazlar. Elde edilen tüm kârlar Küba devletine aittir. Bakanlığın bir diğer görevi plan yapmaktır. Bunun için üretim araçlarını kontrol etmek, denetlemek en baş koşuldur ama yetmez. Tüm istatistikler, tüm ekonomik etmenler bilinmeli. Ve bu bilgilere sahip olduktan sonra amaçlar saptanmalı.” (s. 40). Bu alıntı fabrikalar, işletmeler, sektörler ve merkez arasındaki ilişkinin nasıl olacağına dair net bir örnek teşkil etmekte ayrıca bu süreçte istatistiklerin ve ekonomik etmenlerin bilinmesinin önemini de belirtmektedir.

Bu noktada, sosyalizmde üretim planlamasında başka bir noktaya dikkat çekmek istiyoruz. Sosyalist üretimi planlarken kapitalizme özgü tüm kavramların kökünü toplumun tüm alanlarından, en ücra köşelerinden bir bir kazımalıyız. Sosyalist toplum üretenlerin yöneteceği bir toplum olacak. Fakat günümüzde kapitalist üretim ilişkileriyle birlikte işçilerin kendi ürettiklerine, emeklerine, üretim sürecine, topluma ne denli yabancılaştıklarını da görüyoruz. Bu sebeple sosyalizmde üretenlerin yöneteceği mekanizmaları üretimin planlanması sürecinde nasıl oluşturacağımızı, kapitalizmin yabancılaşma kavramının işçilerin kafalarından ve yüreklerinden nasıl sökülüp atılacağını bugünden başlayarak tartışmak oldukça önemli. Üretimin yabancılaşma kavramını ortadan kaldıracak şekilde örgütlenmesi, sosyalizmin temeli olan üretenlerin yönettiği fikrinin geniş işçi kesimleri tarafından da benimsenmesini ve hayata geçirilmesini sağlayacaktır ve bu da bizleri komünist topluma koca bir adım daha yaklaştıracaktır.

Kitlesel üretimi ve kitlesel tüketimi hedefleyen kapitalist üretim sürecinde bir işçi, üretim bandının belirli ve küçük bir noktasında görevlendirilmiş olup üretim sürecinin bütününden ve üretim sonucunda elde edilen üründen kopartılmış, tüm bu sürece yabancılaştırılmıştır. Örneğin, tüm gününü bir otomobilin motorundaki bir vidayı sıkmakla geçiren işçi kendisinin o otomobili ürettiğinden ya da üretim süreci boyunca ürünün hangi aşamalardan geçerek pazara ulaştığından habersizdir, kendi emeğine yabancılaşmıştır. Sosyalist üretimde o işçi, ürünü üretenin kendisi olduğunun bilincinde olarak üretim sürecini de yönetecek duruma gelecektir. Bunu sağlamanın yolu ise ilk olarak işçilerin fabrikanın işleyişi ve üretim aşamasına dair teknik bilgilere sahip olması ve gerekli eğitimlerden geçmeleridir. Che de Ekonomik Yazılar’da bu konudan şu şekilde bahsetmektedir: “Tüm işçilerimiz asgari teknik yeterlilik düzeyine ulaşmalıdır. Tüm emekçilerimiz bazı temel eğitim aşamalarından geçip uzman işçiler olmalı, uzman işçiler yine eğitimini sürdürüp teknisyen olmaya hazırlanmalıdır. Üretim birimlerinde kurslar verilmeli, yöneticilerin teknik ve kültür düzeyleri yükseltilmeli, sanayi için büyük önemi taşıyan üniversite dersleri ve gerekli eleman sayısı belirlenmeli yetkililere bu konuda önerilerde bulunulmalıdır.” (s. 93). Kapitalizmde bir işçi, pazarda önüne çıkan ürünü kendisinin ürettiğinin dahi farkına varamayacak kadar emeğine yabancılaşmışken sosyalist üretimde; bir işçinin üretime ve üretim sürecinin bir bütününe dair teknik yeterliliğe sahip olarak kendi üretim yaptığı alana dair üniversite müfredatına öneride bulunacak düzeye gelebilmesinden ve özneleşmesinden bahsediyoruz. İşte bu sebeple sosyalizmde üretim planlaması yaparken yabancılaşma kavramının tüm etkilerini ortadan kaldırmak ve işçilerin teknik yeterlilik düzeyinde eğitim almalarını sağlamak gereklidir.

Hem konunun daha iyi kavranması hem de sosyalist ülkelerde nasıl hayata geçirilebileceğine dair bir fikir oluşması açısından yine Küba’dan bir örnek vermeyi yerinde buluyoruz. Sosyalist Küba’da üretimde yaşanan yedek parça sıkıntısının ardından geniş işçi kitleleriyle bağ kuruluyor ve bir çalışma kampanyası süreci örgütleniyor. “Kendi fabrika donanımını kendin yap” komiteleri kurularak becerikli, fedakâr işçi ve teknisyenler bir araya gelerek ülkede kullanılan makinaların benzerlerini yapıyor ve yurt içinde bulunabilen malzemeyle sanayi donanımı kuruyorlar (E. Y., s. 65). Bu örnek yabancılaşmanın ortadan kaldırılmasına örnek olurken, kapitalizmdeki rekabetin yerini gönüllü çalışmanın aldığının da bir göstergesidir. Özetlemek gerekirse; işçilerin üretim sürecinin bir öznesi olması, üretim sürecinde bir sorun oluştuğu noktada işçilerin bu sorunu çözebilecek teknik yeterlilikte olması sosyalizmde üretim planlamasının temel taşlarından bir tanesidir.

Sosyalizmde teknolojinin ve tekniğin örgütlenmesi de tam bu noktada önem kazanıyor. Yabancılaşma ortadan kalkarken bir yandan da kafa-kol emeği çelişkisinin de çözüldüğünü görüyoruz. Kafa-kol emeği çelişkisi, beden gücüyle mi akılla mı harcanan emeğin daha değerli olduğu sorusuyla ilgilidir. Günümüzdeki mavi ve beyaz yakalı ayrımı bu çelişkinin öne çıkmasından kaynaklanır. İkisi de emeği sömürülen işçiler olmasına rağmen beyaz yakalı, mavi yakalıya oranla, onun yöneticisi konumunda olduğu için, daha fazla maaş alabilmektedir. Kapitalizmin yarattığı ekonomik kriz git gide derinleşirken aradaki fark gittikçe azalsa da toplumdaki genel yargı kafa emeğini kol emeğinden daha değerli kabul eder. Teknik bilgiyi o iş yerindeki her işçinin öğrenmesiyle mavi ve beyaz yaka ayrımı da ortadan kalkar, kafa-kol emeği çelişkisi de çözülmüş olur. Bunun yanı sıra, teknolojik gelişimin kol emeğine olan ihtiyacı azaltması da bu çelişkinin çözülmesini hızlandırır. Teknolojinin örgütlenmesine gelecek olursak, kapitalist toplumdan farklı olarak teknoloji toplumun yararını sağlamak üzerine örgütlenir. Kapitalizm, üretimi arttırmak için teknolojinin gelişmesine bağlı olarak makinalaşmayı da arttırmayı hedefler. Fakat teknolojinin gelişimi, burjuvanın emek sömürüsünü arttırmasını engellediği noktada durmak zorundadır. Çünkü üretimi sağlayan makinanın ömrü bellidir ve bitince atılır, yeniden üretilmesi için yine hammadde ve emek harcanması gerekir. Makina yerine çalışacak işçinin ise ömrü bitse bile yerine iş gücü olarak milyonlarca insan dünyaya gelmiştir. Makinanın çalışması için gereken yağı vs. eksiksiz sağlamak gerekirken, işçinin kuru ekmekle karnı doysa yeterlidir hatta yağsız çalışmayan makinaya rağmen işçi karnı açken de çalışabilir. Bütün bunlar göz önüne alındığında, kapitalizm teknolojik gelişimin önünde engel olarak durmaktadır ve ancak bu engel kalktığında burjuvanın cebine girecek para yerine toplum refahını arttıracak şekilde teknolojinin örgütlenmesi mümkün hâle gelir. Teknolojik gelişimle ilgili bir diğer nokta ise, üretilen ürünün kalitesidir. Günümüzde, ürünler kullanılıp eskiyecek ve yenisini alma ihtiyacı doğuracak şekilde üretilir. Aksi hâlde ürünü bir kez alan bir daha ihtiyaç duymayacak ve pazar satılmayan mallarla dolu kalacaktır. Öyle ki; suya ve ateşe dayanıklı, dışarıdan herhangi bir darbe aldığında kendi kendini tamir etme özelliğine sahip bir kumaş çeşidi 2017’de Michigan Üniversitesi laboratuvarlarında Doç. Dr. Anish Tuteja ve ekibi tarafından üretilebilmişken; bugün neden hâlâ tekstil sanayiinde kullanılmamaktadır? İşte sosyalizmde, kâr elde etme gibi bir amaç olmayacağı için insanın yaşam kalitesini yükseltecek kaliteli ürünler de üretilecektir.

Toparlamak gerekirse; insan, tarih boyunca emeğiyle ve üretimiyle var olmuştur. Sosyalist toplumla birlikte insanlık, sınıflı toplumların binlerce yıllık sömürü denkleminden çıkacak ve emek gücünü özgürleştirecek; bütün yaşamı üretimiyle, özgürce var edecektir. Sosyalizmde üretimi planlamak, toplumun yaşamını ve yaşam alanlarını planlamak demektir; işte bu sebeple, bugünden komünizm ufkundan bakmaya başlayarak sosyalizmde üretimin planlaması üzerine düşünmek ve çalışmak gereklidir.

Not: Sosyalizmde üretim planlamasına dair tartışmalarınızı bir sonraki sayıda okur mektubu olarak bekliyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here