Sahi, seçim mi istiyorsunuz?

CHP, yanında İYİ Parti, sürekli olarak bir “erken seçim” beklemekte, bu beklentiyi körüklemektedir. Sanki, bir özel “duyum”ları var. Sanki, Saray Rejimi’nde Saray’da konuşulan bir şey, üç-beş dakika sonra her yerde duyulmuyor, sanki cami hoperlöründen söylenmiyor gibi. Sanki, Saray’da “sır” kalmış gibi.

Ve tüm eli kalem tutan gazeteciler, araştırma şirketleri vb. erken seçim üzerine yazıp çiziyorlar. Onlara da sorarsanız, yakında seçim olacak.

Egemen sınıf, yani iktidarın gerçek sahipleri, tekeller, onların “etkin ve elit” hizmetkârları, kendi içlerinde bir arayış içindedirler.

Kabaca söylersek, iki kampı görmek mümkündür. Birinciler, Saray Rejimi’nin böyle süremeyeceğini, bu gidişle devletin de kaybedilebileceğini, bu nedenle, hızla “parlamenter demokrasiye” dönmek gerektiğini söylüyorlar. Bunlar, açık olarak “kişiyi mi kurtaracağız, yoksa devleti mi” diye sormaktadırlar ve bu soruyu, elbette “devleti kurtaracağız” demek için sormaktadırlar. Bu soru açıktan soruluyor ama, halka değil, devletin tümüne sorulmaktadır. Yoksa halkla bir bağları yoktur.

İkinci kamp, Saray Rejimi’nin sürmesi gerektiğinde ısrar edenlerdir. Bunlar ise, TC devletinin dışarıda ve içeride savaş politikaları ile büyüyeceğini savunmaktadırlar.

Birinci kamptakiler, Saray Rejimi’nin aslında ülkeyi soyup soğana çevirdiğini, bunun da halkın artan tepkisine yol açtığını savunmaktadırlar. Onlara yanıt diğer kamptan “açları da siz doyurun” şeklindedir. Yani, kendi aralarındaki “sert” tartışmalara rağmen, “aynı devleti korumak” için çalıştıklarını biliyorlar ve “sınırları” asla aşmıyorlar.

İşte, burjuva muhalefet budur: Sınırları aşmamak.

Hepsi, devlet partisidir. Şimdi hepsi devlet partisidir.

Bu arada ise, ABD ve AB arasında “ortaklaşa sömürge” olarak yaşayan TC devleti, dünyada kızışan paylaşım savaşımına göre kırılmalar da yaşamaktadır. Sadece Kürt devrimi, sadece Gezi ile başlayan direniş onları zorlamıyor. Aynı zamanda, ABD ve AB arasında var olan eski “ortaklık”, yeni durumda paylaşım savaşımına dönüştüğü için de zorlanıyor.

TC devleti, ABD tetikçisi olarak, “dışarıda ve içeride savaş” politikalarını savunuyor. Bunu Türkiye’nin büyümesi olarak sunuyordu. Milliyetçilik ve din, daha çok ümmetçilik bundan besleniyordu. Şimdilerde, “büyüme” hayallerinin ganimetten çok içeride yağmaya dönüştüğü görülüyor. Milliyetçilik ve din, içeride ayakta durabilmek için, Saray Rejimi tarafından pompalanıyor.

Saray Rejimi, dışarıda ABD adına tetikçilik ve bu yolla ganimet toplama politikasını sevmiştir. Tekeller, bu ganimet toplama politikasından kârlar vurmaktadır. Bu kârlar bugün azalmakta olsa da. Dışarıdan ganimet azalınca, içeride yağma daha da artmak zorundadır. Zira tekeller, bu hortumlamadan, bu ganimet ve yağma sisteminden çok memnundurlar. Saray Rejimi, içeride, ayakta durabilmek için, yağmayı sürdürebilmek için, daha çok şiddete başvuruyor. Bu süreç de yeni değildir. 7 Haziran 2015 seçimlerinden beri, çözüm masası devrildiğinden beri süreç böyledir. Saray Rejimi, hem paylaşım savaşımı adına bölgede ABD adına tetikçiliği, hem Kürt devrimine karşı saldırıyı hem de Gezi Direnişi ile başlayan direnişi kırmak için ortaya çıkmıştır. Bugün, bu saldırılar daha da yoğunlaşmaktadır. HDP’ye dönük silahlı saldırılar, devletin yeni paramiliter güçlerinin işbaşında olduğunun kanıtıdır. Bu da yeni değildir. Yıllardır Kürt illeri başta, tüm ülkede bu saldırılar vardır, yaygındır. Egemenler, bu saldırılardan çözüm alacaklarını mı düşünüyorlar? Sanmıyoruz. Başka bir yolları kalmamıştır ve korktukça daha çok saldırarak korkularını yatıştırmak istiyorlar. Ama hiçbir şey, zalimlerin korkusu ortaya çıktıktan sonra, onu bastıramaz.

Bugün, sürmekte olan paylaşım savaşımı, TC devletinin her kurumunun içinde var olan çeteleşme sürecinin nedenlerinden biri ve aynı zamanda bu çeteleşmeyi geliştiren unsurlardan biridir. Bu nedenle, egemen sınıf içinde çözüm arayışları da birçok bilgi ve belgenin dışarıya sızmasına neden olmaktadır.

Bu nedenle, devlet denilen zor aygıtının tüm gerçek yüzü, tüm pislikleri tek tek ortaya dökülmektedir. Ve doğrusu, kendisi çete hâline gelmiş, kendisi mafya olmuş, kendisi ganimetçi ve yağmacı bir devletin tüm pisliklerinin ortaya çıkması, hem iktidardan hem de burjuva muhalefetten çok, eli kalem tutan okur yazar takımını rahatsız etmektedir.

Böyle olunca, “erken seçim” planları üzerine sonu gelmez tartışmalar sürekli gündemi dolduruyor.

Anket şirketleri, sanki Erdoğan yasal olarak aday olabilirmiş gibi, sanki bu durum “normal”miş gibi, Erdoğan’ın seçilip seçilmemesi üzerine sorular soruyorlar. Ya Erdoğan’ın seçime tekrar girmesini meşrulaştırıyorlar ya da Erdoğan’ı korkutmak için “bak halk seni istemiyor” mesajını vermek üzere bunu yapıyorlar. Galiba, ikisi de doğru, bir bölüm anket şirketi seçime girişini meşrulaştırmak istiyor, bir kısım anket şirketi de “bak seni halk istemiyor” diyerek onu kenara çekilmesi için ikna etmeye çalışıyorlar.

Anket şirketleri, aslında iktidar için, Erdoğan için daha kötü sonuçlar elde ediyorlar. Ama bunları tırpanlıyor, Erdoğan oylarını %30 civarında göstermek istiyorlar. İnce ayardır bu. Erdoğan’ı (a) gidişe ikna etmek istiyorlar, (b) tüm sorunu Erdoğan sorunu olarak ortaya koymak, bunu koyulaştırmak, bu yolla, Erdoğan sonrası dönemde devleti aklamak için temel hazırlamak istiyorlar.

Bu konuda en büyük yardımcıları eli kalem tutan yazar çizer grubu, bizim adlandırmamızla okur yazar takımı (OYT). Şu durum “erken seçim işareti”, şu hamle “artık seçim var” demek vb.

CHP’nin başını çektiği Saray Rejimi’nin gizli destekçileri, halkı sokaktan, kitleleri direnişten alıkoymak istiyorlar. Bu devlet destekçileri, (a) seçim erken olacak, ya sabır, (b) zaten gidecekler sakın bir şey yapmayın, boşuna riske girmeyin propagandası ile Saray’a karşı direnişi söndürmek, engellemek istiyor.

Bu yüzden olmalı, Kanal İstanbul’un temel atma rezilliğine, ne İmamoğlu ne Kaftancıoğlu, açıkça kitleleri çağırmıyor, buyurun Cumhurbaşkanının törenine gidiyoruz demiyor. Polise haber verip, Bakırköy meydanında toplanıp, protesto yapmaktan söz ediyorlar. “Acınası komik”, bu durumlar için kullanılır.

Bu yüzden, yürürlükteyken de uygulanmayan, yürürlükten kaldırılan “İstanbul Sözleşmesi” için süren eylemlerin adresinin açık ve net olarak Saray olduğunu söylemiyorlar.

Sanki bir işe yararmış gibi, “parlamento”dan söz ediyorlar. Dokunulmazlıkların kaldırıldığı bir parlamento, yeni sistemle tamamen ortadan kaldırılmıştır ve bu Saray Rejimi’nin eseridir, sizin de katkılarınızla.

Bu yüzden, seçilmiş belediye başkanlarının kayyumla alınmasına seyirci kalıyorlar. Ve yetmiyor, kayyum politikalarına rağmen, İnce’nin sıçan gibi kırıntılara koşmasına rağmen, hâlâ seçimlerden söz ediyorlar.

Sahi, CHP, İYİ Parti ve diğerleri gerçekten seçim istiyorlar mı?

Önlerinde iki yol var. Birini zaten deniyorlar. Biden’a koşup, bu adamı seçime ikna edin demek. Biden, Erdoğan’a emredecek ve size yolu açacak. Erdoğan, ABD emretmeden hiçbir şey yapamaz. Bunu zaten deniyorsunuz.

Alın size denemediğiniz bir yolu biz önerelim. Görelim bakalım, erken seçim konusunda ne kadar ciddisiniz. Değil mi ki, yeni torba yasalarda (biz demokratik bir hukuk devletiyiz diye nutuk atanlara sormak lazım, “torba yasa” sizin övünç kaynağınız mı?) “olağanüstü hâl” uzatıldı. Bir yıl daha uzatıldı. Ne olacak, bu sırada OHAL döneminde seçim olmasa, sonrasında bir kere daha uzatılır. OHAL uzatılmasını dahi, “erken seçim” geliyor diye yorumlayan bir anlayış, gerçekten “parti” olabilir mi?

Sahi erken seçim mi istiyorsunuz? İşte size önerimiz; CHP ve İYİ Parti, meclisten çekilsin. Siz, bu iki parti olarak meclisten çekilirseniz, size garanti veriyoruz HDP çekilir. Ama önce HDP çekilsin görüşü yanlıştır. Meclisten CHP ve İYİ Parti çekilirse, ardından HDP onları kesinlikle destekler ve erken seçim, ABD’den bir emir gelmeden, erkenden gerçekleşmiş olur.

Bunu yaptığınızda siz, CHP olarak “sosyal demokrat” ya da “solcu” olmazsınız. Hiç olmadınız zaten, yine de olmazsınız. Sadece, bir dirhem olsun, çocuklarınızın yüzüne bakacak onurunuz olur. Ve bu, bugünlerde, burjuva cephedeki çürüme düşünüldüğünde, çok büyük bir adım olacaktır.

O zaman siz, gerçekten erken seçim isteyen, gerçekten halka güvenmeye yönelen, gerçekten Saray Rejimi’nin bitmesini isteyenler olarak, tarihte bir yer edinirsiniz.

Biz bu öneriyi, sonradan “aklımıza gelmedi” demeyesiniz diye dillendiriyoruz. Yoksa sizin bunu yapmaya iradenizin yetmeyeceğini zaten biliyoruz.

Saray zaten gitti, bari devleti kurtaralım görüşü, Saray kalmalıdır görüşü kadar halktan uzaktır.

İşçi ve emekçilerin tek alternatifi, kendi örgütlü güçlerini geliştirmekten geçmektedir. Bize, “bu uzun yol” diyenlere söyleyeceğimiz şey, seçimlerle Saray’ın yıkılacağı görüşü daha kısa bir yol değildir. Defalarca denenmiştir. Bu sistem yıkılmadan, işçi ve emekçilerin iktidarı kurulmadan, özgürlük diye bir şey olmayacak. En kısa yol budur.

İşçi sınıfının çözüm alternatifi devrimdir. Devrim için, Birleşik Emek Cephesi, bugün en büyük ihtiyaçtır. Sadece bugün için değil, uzun soluklu mücadele için de Birleşik Emek Cephesi, tek çıkış yoludur. Çürümekte olan sistemi yıkmanın tek yolu budur. Kürt devrimi de dahil, bölgemizdeki her devrimi desteklemenin gerçek yolu budur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here