Rant, yağma ve savaş ekonomisi “Muktedir” yağmacı, “muhalif” ninnici

Sedat Peker’in anlattıkları mı, yoksa 17-25 Aralık süreci mi, yoksa Zarrab vakumlaması mı, yoksa hiçbiri değil de, Sezgin Baran Korkmaz (SBK) mı, size hangisi “normal” gelmiyor?

Aslında son derece normaldirler, hepsi birbirinden daha normal olmalı.

Bir yandan bunlar, mesela “okur-yazar takımı”na normal gelmiyor, şaşırıyorlar.

Ama öte yandan halka, geniş kitlelere, işçilere kabul edilebilir gelmeseler de, hiç de şaşırtıcı gelmiyorlar. Yani, bir anlamda, “normal” geliyorlar.

“Okur-yazar takımı”, sahte şaşırma nidaları çıkarmakta ustadır. Vay, “adam, SBK, ne çok para götürmüş” diye hayrette kalıyorlar, “bize de biraz yok be” der gibi şaşkınlık yaşıyorlar. Sanki tüm bunlar bilinmez şeylermiş gibi. Mesela Man Adası belgeleri, mesela WikiLeaks belgeleri, bunlardan geri mi kalırdı? Hayır, ama WikiLeaks belgelerinden kendilerine bir şey çıkma olasılığı yok. Ama ayakkabı kutusu içindeki paralardan belki olabilirdi, ne de olsa evlerinde bir tane olsun ayakkabı kutusu vardır.

Böyle “şaşırınca”, yani bu türden, yani değişik nida işaretleri ile şaşırınca, aslında, bir şeyleri gizleme eğilimine de katkı sunmaya hazır olduklarını ilan etmiş olurlar. Bakın, hep birlikte SBK’yi konuşuyorlar, ama işin İnan Kıraç’a ulaşmış olmasını konuşan yok. SBK’yi konuşuyorlar ama işin Saray’a ulaşan bölümüne bakan yok. Akar, Soylu, Erdoğan çetelerinin, ayrı ayrı götürdüklerini yazan yok.

Veyis Ateş, kendisine gazeteci diyor.

Gazetecilik, ülkemizde artık, iş bağlama ve aracılık işidir. Veyis bu türdendir. 10 milyon euro isteyerek SBK ile devlet yetkilileri arasında pazarlık yolu açmaktadır. Kendisi bu iş için aranabilmektedir. Demek, para akladıysanız, verecek 10 milyon euronuz varsa, Veyis’i aramalısınız, hemen işinizi çözer. Hangi sıfatla? Ama çözer. Peki o aracı ise, son nokta kim? Dinlenen kayıtta ismi geçenler var ama, bu “devlet sorunu” olur diye bu isimleri vermiyorlar. “Zamanı gelince konuşurum” taktiği.

Yaygındır, zamanı gelince konuşurum.

Madem zamanı gelmedi, konuşma, git doğrudan istediğin kişiyi tehdit et. Zamanı gelinceye kadar, kamuoyunu meşgul etme.

Aracı, kayıtta adı geçen devletlü kim olabilir? Gelin bahisleri açalım. Ne diye Veyis üzerine konuşalım? Veyis, birileri adına 10 milyon euro istiyor ve belki bu miktardan kendisine %5 kalacaktır. Hatta, konuşmalarına bakarsanız, yüzde 1 cinsinden biridir. Erdoğan “Mr %10” (mister yüzde on) ise, Veyis, yüzde onun, yüzde biridir. Uygun olur sanırım.

Bahis, Erdoğan ile açılmış oldu. Erdoğan, 10 milyon euro istiyorsa, aklanacak dosya 100 milyon euro olmalıdır. Kanımca dosya daha büyüktür. Sadece ABD’den 134 milyon dolar gelmiş olduğuna göre, bu kadarı yetmez.

O hâlde, Soylu diyelim. Uygun mudur? Peker’in Veyis’in ismini Soylu’nun adamı olarak sunması, ikna edicidir. Süslü Süleyman’ın süsü sevme merakının bir bölümü, çakma gazeteciye de bulaşmış gibidir. Çakma gazeteci, gerçek yalayıcıdır ve süsü sevdiği anlaşılıyor.

Belki bu dosyada Akar ismi de geçiyor olabilir mi? Öyle ya, Akar da Erdoğan sonrasının adaylarından biri olabilir.

Hem Akar, Dışişleri Bakanı ve Süslü Süleyman, birlikte Libya’ya gitmediler mi? Belki de onun ismi de geçiyordur.

Libya’ya, bu ekiple birlikte, Altun ve Kalın da gitti. Bunları da işin içine katmak belki mümkündür. Demek oluyor ki, tahminleri, 4-5’e indirmiş bulunuyoruz.

SBK, belki de “zamanı gelince” demek yerine bu ses kaydındaki devletlüleri açıklar, hemen şimdi.

ABD, Utah Başsavcısı eli ile, SBK üstüne kayıtlı mal varlıklarının ABD’ye devrini istiyor. Erdoğan’ın birlikte poz verdiği ABD’li iki kardeş dolandırıcı, SBK ile de bağlantılı ve Erdoğan, SBK ile de içli dışlıdır.

Soru: Erdoğan, SBK’nin mal varlığını ABD’ye vererek, kendi mal varlığının “araştırılmasını” önlemiş olabilir mi?

Bu mülklerden bazıları şöyle: SBK Holding, SBK Holding USA, Biofarma ilaç şirketi, Bodrum Torbalı’da Kervansaray Hotel, bir uçak, bir yat, Lüksemburg’a kayıtlı Isanne S.a.r.l vs. Bir de 134 milyon dolar var.

Erdoğan tüm bunları SBK’den ABD alırsa, kendi mal varlığını kurtarabilir mi? Kanımca olmadı. Bunlar çok az kalır. Kaldı ki, zaten Erdoğan’ın mal varlığı hâlihazırda “araştırılmış”tır. Bunlar “sıfırla oğlum” komutu ile taşınan paraların yanında çok “normal” miktarlar kalır.

İnan Kıraç’ın avukatı, Deniz Zeyrek’i arıyor ve söylenenleri şöyle aktarıyor: “Sezgin Baran Korkmaz ve Veyis Ateş ekseninde dönen tartışmanın kendileriyle bir ilgisi olmadığını, sorunu 10 günlük bir hukukî maratonla çözdüklerini” söylüyor. Telefonu, avukat İnan Kıraç’a veriyor. Kıraç: “Şirket (Silcolux) satıldığında, hukukî açıdan önce bana sorulmalıydı. Kanun, o şirket (Silcolux) bizim hisselere ortak olduğu için önce bize teklif edilmesini zorunlu kılıyor. Ancak öyle yapmamışlar. Doğrudan SBK’ye satmışlar. Naum kardeşler yanımda büyüdü. Ancak bir sorun yaşadık ve bana eziyet için olsa gerek böyle bir iş yapmışlar. Ben şirketimi ayakta tutmak zorundaydım ve o hisseleri kaybedemezdim. Hâliyle geri almak için hukukî yollara başvurduk. Onlar bize alacak davası açarken biz de Silcolux’un satışı konusunda dava açtık. Hukukî sürecin sonunda 6 milyon dolar karşılığında hisselerimizi geri aldık.”

Kıraç, konu ile ilgili Cumhurbaşkanı ile görüşmediğini, onunla başka bir konu üzerine görüştüğünü, Soylu’yu devreye sokmadıklarını söylüyor. 4-54 milyon yazılıyor diyor, 6 milyon dolar Türk Lirası olarak o rakama denk geliyor diyor.

İnan Kıraç, işin içinden sıyrılma yolunu arıyor. Ve Veyis hemen ön plana çıkartılıyor. Belki de bu arada Süslü Süleyman, İnan Kıraç’tan kampanyası için bir para da koparmış oluyor.

Özeti şöyledir: İnan Kıraç, ortakları olan Naum kardeşlerin Silcolux’un hisselerini satmasının, kendisine eziyet amaçlı olduğunu söylüyor. Oysa SBK, karapara aklayıcısıdır. Para, batan şirketlere akıyor. Sonra, SBK alacak davası açıyor. Ama anlaşılan SBK, “yasal bir dolandırıcı” olarak yenidir ve İnan Kıraç, eski bir dolandırıcı olarak daha kurnaz çıkmıştır. Gücü yetmemiştir SBK’nin. Cumhurbaşkanı veya Soylu aranmamış, ama o hisseleri geri alması gerekiyormuş.

Soru: Acaba, Veyis Ateş’i İsmail Saymaz’ın programına çıkmaya, Soylu ikna ederken, bu yolla İnan Kıraç’ı da hafiften tehdit mi etmiştir? SBK, İnan Kıraç’tan alacağımı silmediğim için tüm bunlar başıma geldi derken, haklı mıdır? Kıraç’ın hesabı ile, 10 milyon euro, dağıtılacak komisyonla birlikte, bu rakamlara denk gelmez mi?

Bu arada okuyucu bilmeli ki, bu 40-54 milyon ile 6 milyon dolar denkliği İnan Kıraç’a aittir ve açıkça yalan söylemektedir, zira 40 milyon TL değil, 40 milyon dolar konuşulmaktadır. Karsan Otomotiv’in %26,5 hissesi, Kıraça Holding’in %45 hissesi, (ikisinin toplamı) 40-54 milyon TL ediyorsa, Naum kardeşler, bu satışı ancak ve ancak delirmiş oldukları bir anda yapmış olmalıdırlar. Bu, Kıraç’a eziyet değil, Kıraç’a ödül olarak yapılmış olabilir.

SBK, ses kaydının ardından 8 gün geçtiğinde, “baskılara dayanamayıp hisseleri vermek zorunda kaldım” demiş (Deniz Zeyrek, kendisi ile olan görüşmede, SBK’nin söylediklerini bir yazı konusu yaptı. Ama bunlar, medyada mümkün olduğunca arka plana atılıyor. İşte Veyis Ateş, bu nedenle öne çıkartılıyor).

Acaba İnan Kıraç, tarihi boyunca servetini, hep böyle hilelerle elde etmedi mi? Koç böyle etmedi mi, Sabancı böyle servetine servet katmadı mı? Mesela Genoto diye bir yer vardı, acaba nasıl oldu da ortadan kaldırıldı?

Demirören ailesi, Rum bir işadamının mal varlığına böyle, aynı yöntemlerle konmadı mı?

Büyük hırsız, küçük hırsızı cezalandırır.

Demirören, OYAK’a Total’i nasıl sattı sorusunu, Peker detaylıca olmasa da, epeyce açık bir biçimde anlatıyor. İyi ama Demirören, 1980 öncesi, zenginleşme serüvenini nasıl başlatmıştır? Acaba, Koç’ları mı örnek almıştır?

Peker’in ortaya attığı iddialardan biri Veyis Ateş ile ilgili idi. Onun da kaldığı otelde, hakimler, işadamları vb. de kalıyordu. İsmail Demir, savunma sanayiinin kritik pozisyondaki adamıdır ve o otelde kalmıştır. Hem de sekiz yıldan beri yaptığı ilk tatil imiş. Gidip EKBA Holding’in sahibi Cihan Ekşioğlu’nun ele geçirdiği otelde, geceliği astronomik rakamlara ulaşan bir otelde tatil yapmış. Sen sekiz yıl tatil yapma, sonra git, anormal fiyatlarla ünlü otelde tatil yap. Veyis yalayıcısı konuşuluyor ama İsmail Demir konusu hızla kapanıyor olmasın?

Türkiye burası ve bu işler hep böyle hâlledilmiştir.

Saray Rejimi, işi biraz daha ileri taşımıştır.

Artık, Saray Rejimi, kendini bu çiftliğin geçici kâhyası olarak görüyor ve bu nedenle, çalabildiklerini çalmak, yutabildiklerini yutmak, götürebildiklerini götürmek istiyorlar.

TÜSİAD dahil, tüm tekeller, bu yağmadan, bu ranttan, bu savaş ekonomisinden memnundurlar. paylarını almaktadırlar.

Madalyonun diğer yüzünde açlık, işsizlik, artan borçlar var.

Erdoğan, “buyurun açları da siz doyurun” diyor.

Biz soyuyoruz, siz de açları doyurun, diyor. Muhalefet biraz böyle bir şey olmalı burjuva toplumda. Açları “ninni” ile doyurmak, burjuva muhalefetin işidir. Kılıçdaroğlu, ninnici başıdır.

Halk için yaşam giderek daha dayanılmaz hâl almaktadır. Yağma-rant ve savaş ekonomisinin sonu budur. Bu çalınan, bu çırpılan, bu yağmalanan halkın emeğidir, onun alınteridir. Saray Rejimi, bu nedenle, baskıyı artırarak ayakta durmaya çalışmaktadır.

Nisan 2021 sonu itibari ile, 34 milyon 538 bin kişinin bankalara tüketici kredisi borcu var.

2 milyon 86 bin kişi ise finans şirketlerine borçlu.

22 milyon icra dosyası var.

Binali’nin Hollanda’daki serveti 26 milyar dolar.

MB’nin net rezervi, -56 milyar dolar. MB rezervleri konusunda Erdoğan, muktedir yağmacı, sürekli yalanlar söylüyor (Bir grup insan, bu konuda bilgiye ulaşımı kolaylaştırmak için bir site kurdular. Mahfi Eğilmez, bu sitenin linkini paylaştı: tcmb-reserves.github.io Site şöyle bir açıklama yapıyor: “TCMB tarafından yapılan Swap işlemleri ve TCMB Rezervleri gündemde geniş bir yer kaplıyor. … Bu konuyu araştıran birçok ekonomist ve akademisyenin verilere ve rezervlerin son durumuna daha rahat ulaşabilmesi için rezervleri otomatik çıkartan bir site hazırlama gereği duyduk. Çalışmamızda kullandığımız verileri Brüt Resmi Rezerv Varlıkları, TCMB Haftalık Vaziyeti, TCMB Taraflı Swap İşlemleri ve 1 aya kadar vadeli yurtiçi para karşılığında döviz forward ve future’ların toplam açık ve fazla pozisyonundan elde ettik. Bu işlemleri R programını kullanarak yaptık. Hesaplamalara dair detaylı bilgiler Metodoloji bölümünde bulunmaktadır. Çalışmamız açık kodludur. Kaynak koduna GitHub sayfamızdan erişebilirsiniz. Yeni veriler açıklandıkça sayfa güncellenecektir.”). Muktedir yağmacıya göre rezerv 100 milyar dolardır. Oysa Mahfi Eğilmez, eksi 56 milyar dolar rakamını vermektedir.

İşsizlik sürekli artmaktadır. Açlık sürekli artmaktadır. İşçi ücretleri sürekli düşmekte, emekli aylıkları alım gücünün azalması nedeni ile kuşa dönmektedir. Sadece zamlar değil, vergiler de halkın belini bükmektedir.

Ve tüm bunları yaşayan işçi ve emekçilerin, kadınların ve gençlerin direnişi, sürekli büyümektedir.

Muktedir yağmacı, açları da siz doyurun, demektedir.

Burjuva muhalefet ninnicidir. Ninnici başı, Kılıçdaroğlu’dur ve halka ninni söylemeyi alışkanlık edinmiştir.

Ortalık pislik içindedir ve ninnici başı, sakın eylem yapmayın, sakın sokağa çıkmayın ninnilerini söylemektedir.

Artık Saray yalanlarını ninnicilere söylüyor, ninnici başı ise ninnilerini sadece Saray’ın dinlediği günlerin gelmekte olduğunu bilmelidir.

Muktedir yağmacı ve ninnici başı, birlikte çirkin bir oyun oynamaktadır.

Bu rant, yağma ve savaş ekonomisi, halkın, işçi ve emekçilerin sırtına binmiştir.

İşçi ve emekçilerin direnişleri yaygınlaştıkça, bu asalak sürüsünü, sırtından kopartıp atacağı günler yaklaşmaktadır.

İşçi sınıfı, ayağa kalkmanın, sömürü çarkını parçalayacak direnişin yollarını öğrenmek zorundadır.

Bu yalan, bu yağma, bu katliam politikalarına son vermenin tek gerçek yolu, işçi sınıfının örgütlü direnişidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here