Katliamlar tarihine son vermenin yolu örgütlü direniş

Bundan tam 28 yıl önce, Sivas’ta 35 insanımız, bir devlet organizasyonu ile tüm toplumun gözü önünde ve tam sekiz saat TV kanallarından yayınlanarak katledildi.

1993’te Sivas’ta 4 gün boyunca yapılması planlanan etkinliklerde birçok sanatçı, şair ve muhalif aydın bir araya gelmişti ve Alevi halkının diline, kültürüne sahip çıkması, bir araya gelmesi, örgütlenme adımları, o yıllarda yükselen mücadele ikliminde halkların inkârı ve imhası üzerine kurulu TC devleti için bir tehdit olarak görüldü ve bu ülkenin yönetenleri, tarihleri boyunca yaptıkları gibi organize olarak Sivas katliamını gerçekleştirdi.

Sivas katliamı, tıpkı Dersim, Maraş, Çorum gibi, tıpkı Kürt halkına yapılan onca saldırı ve katliam gibi, Ermeni soykırımı, 6-7 Eylül pogromu gibi, 1977 1 Mayıs’ı, Hrant Dink cinayeti, Tahir Elçi cinayeti, Ankara, Suruç, Diyarbakır katliamları gibi devlet çarkının tüm dişlileriyle rolünü oynadığı bir katliamdır.

Unutmuyoruz;

Sivas etkinliklerinden bir hafta önce, “hicret koşusu” adı altında şehre gönderilen cihatçıların, bir hafta katliam için bekletilmesini, belediye tarafından otelin önüne yığılan kaldırım taşlarını, daha sonra emniyetten fakslandığı kanıtlanan “Müslüman kamuoyuna” başlıklı cihat çağrısı yapan bildirileri, katliam sırasında elinde silahlarla otelin önüne kadar gelip sloganlarla geri çekilen askerleri, polisleri…

Unutmuyoruz;

Dönemin başbakanı Tansu Çiller’in “Çok şükür otelin dışındaki vatandaşlarımıza birşey olmamıştır”, dönemin Cumhurbaşkanı Demirel’in “Olay münferittir, ağır tahrik var, güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır… Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır, halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyin”, dönemin koalisyon ortağı Erdal İnönü’nün “Güvenlik güçlerimiz vatandaşlarımızın zarar görmemesine dikkat ederek olayları kontrol etmeye çalışmışlardır.”

Bugün Saadet Partisi genel başkanı olan dönemin Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun belediye hoparlöründen “evvela şunların ruhuna bir Fatiha okuyalım, gazanız mübarek olsun” sözlerini…

Katliamdan yıllar sonra Özel Harp Daire Başkanlığı’nda görevli Üsteğmen H.Ç ‘nin “Helikopterle geldik ve Sivas’a 11 km kala bir mezraya indik… Üç yazar özel hedefti başlarında da Aziz Nesin vardı… Duyum Jitem’den geldi… Bizim bölgede yaptığımız en büyük olay, insanların Madımak Oteli önünde toplandığı zaman taşı atmamız ve geri çekilmemizdir.” itirafları katliamın devlet eliyle yapıldığının en açık kanıtlarındandır.

Unutmuyoruz ve hesap soracağız!

Sivas katliamının failleri, bugün de soygun, yağma, katliam politikalarına devam ediyor.

Yönetenlerin tarihinde hep devlet çözüldükçe ve toplumsal mücadele yükseldikçe halklara dönük saldırılar kundaklanmıştır. Bugün de HDP İzmir binasına yapılan ve Deniz Poyraz yoldaşımızı aramızdan alan saldırı; çözülen, çeteleşen devlet gerçeğini ortaya koymakta; yükselmekte olan toplumsal mücadeleye karşı yönetenlerin kendi korkusunu kitlelere bulaştırmaya çalıştığını göstermektedir.

Devlet çözülmektedir; çözülmeyi yaratan şey, emperyalist paylaşım savaşında tetikçilik rolleriyle saplandıkları bataklıktır.  Çözülmeyi yaratan şey, mücadeledir. 8 yıldır “Tekrar olur mu?” diye korktukları Gezi direnişidir; örgütlü Kürt halkının direnişidir; halkların, işçilerin örgütlenme arayışlarıdır. Saldırıları yok olma korkularındandır.

Çözülme hızlanmaktadır. Halklara dönük onlarca saldırıda parmağı olan çete lideri Sedat Peker’in açıklamalarının ardından çürümenin boyutları daha da ortaya çıkmıştır. Çete-devlet ilişkisi tüm çıplaklığıyla ortadayken, burjuva muhalefetin yapmaya çalıştığı ise “Sokağa çıkmayın” çağrılarıyla, yükselmekte olan toplumsal mücadeleyi daraltmak, halkın tepkisini önlemektir.

Gerçekler ise, böylesi bir çürümenin karşısında toplumsal mücadeleyi yükseltmek dışında bir çözüm olmadığını göstermektedir.

Dün Sivas katliamını kundaklayanlar, bugün işçileri emekçileri işsiz bırakmakla, açlıkla, Kod-29 ile yola getirmeye çalışanlardır. Kendileri de çete olan holdinglere alın terimizi, doğamızı, yaşam alanlarımızı talan ettirenler, seçilmiş vekilleri tutsak edip, belediyelerden rektörlere kayyum atayanlar, 128 milyar doları ceplerine indiren, Merkez Bankası’nın kasasını boşaltanlardır. Suriye’den tüm Ortadoğu’ya ABD’nin tetikçiliğini yapanlardır. Bir gecede İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı alıp, kadın cinayetlerini, katillere cezasızlık politikalarıyla destekleyenlerdir. Çocuk istismarlarını örtbas etmek, failleri aklamak için yargı düzenlemeleri yapanlardır. Müzisyenlerden öğretmenlere, işçilere, işsizlere insanların geçinemediği için intihar etmelerine neden olanlardır.

Topyekün saldırıların karşısında bizlerin seçeneği ise mücadeleyi adım adım büyütmektir. Çalışırken ölmeye, sömürülmeye karşı mücadele eden işçiler, emekçiler; yaşamını ve özgürlüğünü kazanmak için direnen kadınlar, “alışın buradayız” diyen LGBTİ+’lar; üniversiteleri ve hayalleri için mücadele eden öğrenciler, gelecekleri için direnen gençler; onurları için buradayız diyen halklar; doğası, yaşam alanı için direnenler olarak seçeneğimiz; geleceğimizi, onurumuzu, özgürlüğümüzü kazanmak için bir araya gelmek, örgütlü mücadeleyi, ortak mücadeleyi yükseltmektir.

Katliamlar tarihine son vermenin yolu da budur.

İnsanca ve onurlu bir yaşamı inşa edecek, katliamların hesabını soracağız!

Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber, ya hiçbirimiz!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here