İki, üç… Daha fazla Filistin/ Göksel Kılınç

Filistinliler 11 günlük bir muharebe sonucunda İsrail’in kendi rızası dışında savaştan çekilmesini sağladı. Filistin’in siyonist devletin kuruluşunu takiben işgal edilen ’48 topraklarında, Batı Şeria’da, Kudüs’te ve Gazze’de İsrail’e karşı 11 günlük bir direniş ve karşı saldırı sonucunda, sözümona yenilmez İsrail İşgal Devleti ateşkes çağrısı yapmak zorunda kaldı.

Bir kez daha gördük ki direnen halklar kazanıyor.

Apartheid İsrail ortaya çıkışından itibaren, Filistin topraklarında ırk ve din ayrımcı bir düzen kurdu ve işgalini yerleşimcileri Filistinlilerin evlerine sokarak, Filistinlilerin bağını, bahçesini, evini barkını yıkarak sürdürüyor. Filistinlilerin içme sularını kirletiyor, tarım arazilerini yağmalıyor, balıkçı teknelerine saldırıyor. Trump döneminde, Filistin’in 1976 yılında işgal edilen topraklarını talep etmek ve Gazze ablukasını yarmak için, en önemlisi de Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak ilanı sonucunda geçtiğimiz yıllarda Büyük Geri Dönüş yürüyüşleri adı altında eylemler düzenlenmiş ve tüm dünyanın gözü önünde Siyonist İsrail 320 Filistinliyi katletmiş, 19 binini ise yaralamıştı. Doğu Kudüs’te işgalin son adımlarından biri olan Şeyh Cerrah mahallesindeki insanların yerlerinden edilmesi girişimine karşı Filistin’in her yerinden direniş bir kez daha yükseldi. Ancak bu defa uzun zamandır görülmedik bir gelişme oldu. Gazze artık sadece Gazze değildi. Kudüs, Batı Şeria, 48 toprakları artık sadece kendileri değildi. Hepsi Filistin oldu. Filistin’in ortak mücadelesi, Nasrallah’ın deyişiyle, İsrail’in “örümcek ağından daha zayıf” olduğunu cümle aleme gösterdi.

Bir kez daha gördük ki, örgütlü halklar kazanıyor.

11 gün boyunca yoğun hava bombardımanına maruz kalan Gazze’de hastaneler, uluslararası basın kuruluşları ve sivil yerleşimler de dahil olmak üzere pek çok bina füzelerle vuruldu, bu saldırı devam ederken işgal edilen bölgelerdeki Siyonist yerleşimciler pek çok kentte Filistinli halka saldırdı. Filistin’in hem halk direnişi hem de ortak operasyon tarafından gerçekleştirdiği füze saldırıları sonucunda İsrail, Katar ve Mısır’la görüşerek Filistin’in ateşkese gitmesi için ara yollar denedi. Ateşkes ilan edildikten hemen sonra Ortak Operasyon adı verilen, Filistin’de İsrail’e karşı direnen bütün örgütlerin koordine olduğu birimden hala tetikte oldukları mesajı geldi, saatler sonra aslında varlık sebebi işgal, sömürü, katliam olan İsrail bu kez de Mescid’i Aksa’da direnişi ve zaferini kutlayan halka saldırdı. Şeyh Cerrah mahallesine girmeye çalışan Filistinlilere plastik mermi ile saldırdı. Ev baskınlarıyla onlarca Filistinliyi gözaltına aldı. Şeyh Cerrah’taki Siyonist emeller hala varlığını koruyor. Bu saldırılar Filistin halkının nihaî zaferinin, yani barışın ancak apartheid İsrail’in ortadan kalkmasıyla mümkün olabileceğinin, İsrail’le yapılan barış anlaşmalarının ve onunla bir arada yaşanabileceğine dair inancın temelsiz olduğunun çok açık bir kanıtıydı.

Bir kez daha gördük ki, bu daha başlangıçtır ve ancak mücadeleye devam etmek kazandırır.

Filistin direnişi tüm dünyadaki Filistin dostu halkların, işçi sınıfının desteğini buldu. Büyük metropollerin caddeleri Filistin için yürüyen yüzbinlerle doldu taştı. İtalyalı liman işçileri İsrail’e giden sevkiyatlara el koydu, İsrail destekçisi Puma boykot edildi. İsrail boykot hareketini birincil tehdit olarak görüyor, dünyanın dört bir yanında giriştiği temaslarla boykotu engellemeye çalışıyor.

Bir kez daha gördük: Enternasyonalist mücadele, işçilerin ve halkların ortak mücadelesi zafere götürür.

Direniş örgütlerinin ifadesi üzere, Filistin halkı siyonistlerin “bir dizini” çöktürmüştür. Varlık sebebi Ortadoğu’da emperyalist politikaların jandarmalığını yapmak olan İsrail tüm dünyada meşruiyetini yitirmiştir. Bizim görevimiz direnen Filistin halkıyla dayanışmayı büyütmek, İsrail’le her yerde mücadele etmektir. Mücadelenin bir yanı da siyonistleri her alanda yalnızlaştırmaktan, meşru kabul edildikleri her zemini yok etmekten geçiyor.

Ortadoğu’da Türkiye’nin de içinde bulunduğu bir grup ülkenin İsrail’le “normalleşme” adımları atması, her boyutta ilişkisini geliştirmesi söz konusuyken Filistin halkının yanında olunduğunu, İsrail’in kınandığını söylemek ikiyüzlülüktür. İşgal Devleti Mısır, Ürdün ve BAE ile anlaşmalar imzalayarak Ortadoğu’da kendisini uluslararası anlamda meşru kılmakta, bu anlaşmalardan yüksek kazançlar elde etmektedir. İsrail ile normalleşmeye giden Türkiye’nin İsrail’le 6.2 milyar dolarlık ticaret hacmi bulunmaktadır. İsrailli şirketler operasyon sahalarını genişletmek için paravan olacak şekilde burada Türk ortaklı şirketler kuruyor. İsrail’le askerî anlaşmalar devam ediyor, tank teknolojileri İsrail eliyle yenileniyor. Hâl böyleyken “Filistin’le tek yüreğiz” demek siyasi rant için Filistin’i kullanmaktan başka bir şey değildir. Bu ülkenin işçisine, öğrencisine kadınına reva görülen şiddetle bastırma politikaları, hukuksuz gözaltılar ortadayken başka bir ülkenin, Filistin’in davasına sahip çıktığını söylemek ucuz bir popülizmden öte değildir. Ülkesinde yaşayan belli bir etnik kesimin, Kürtlerin siyasi iradesini yok sayan, seçilmişlerini görevden alıp yerlerine kayyumlar koyan, kadınların en temel özgürlüklerini koruyan İstanbul Sözleşmesi’ni reddeden, üniversitelerin özgür bilimsel eğitim mücadelesini rektörlüğe kayyum atayarak baltalayan, kendi halklarını imha ve inkâr ederek varlığını sürdüren bir devlet nasıl Filistinlilerin dostu olabilir?

Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin İsrail’le olan her türlü ekonomik, askerî, kültürel, akademik ilişkisi apartheid, yerleşimci-sömürgeci rejimin uluslararası anlamda tanınmasına, onun güçlenmesine ve Filistin’in toprağına, insanına, kültürüne bir kene gibi yapışan siyonizmin varlığını korumasına hizmet etmektedir.

Filistin’de, Ortadoğu’da ve bölgemizde halkların zaferinin anahtarı anti-emperyalist mücadeleden ve buna bağlı olarak Türkiye, İsrail gibi emperyalist işgaller için vekillik yapan güçlere karşı uluslararası direnişten geçmektedir. Filistin direnişi, tüm dünya halklarına egemenlerin sanıldığı kadar güçlü olmadığını, ezilen halkların ise direnişi ve zaferi elde edebileceğini göstermiştir. Nihaî zafer halkların barış ve özgürlük içinde yaşadığı, komünist bir dünya olacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here