Garê operasyonu: Saray zafere muhtaç, ABD bölgeye yerleşme peşinde

Fotoğraf: 1 Mayıs 2005 / İstanbul

Tarihini 8 Şubat diye veriyorlar: TC ordusu, Garê bölgesine, Barzani ve ABD destekli bir operasyon başlatıyor.

Öncesinde Akar ve başkaları Irak’a gidiyorlar.

Öncesinde, Akar, Almanya’ya gidip “mevkidaş”ı ile görüşüyor ve Kuzey Irak bölgesinin de ele alındığı, muhtemelen Almanya’dan silah satın alınması meselesinin de ele alındığı bir görüşme oluyor.

Öncesinde, yeni ABD yönetiminin bölgedeki yöneticileri Erbil ile görüşüyor.

Öncesinde, yaklaşık 2 ay gibi, ABD, Barzani, Türkiye, “Şengal bölgesinin PKK unsurlarından arındırılmasına” karar veriyor. Bu anlaşma üzerine Barzani’den açıklamalar geliyor.

Öncesinde, daha Trump zamanında, Suriye Kürtleri ile ABD’li şirket arasında petrol anlaşması yapılıyor.

Öncesinde, HDP kapatılsın kampanyası başlatılıyor.

Öncesinde HDP’li Sencer’in Saray medyası tarafından beğenilmesi için uğraşılar artıyor.

Ve öncesinde HDP kapatılınca kurulacak Barzani partisi için hazırlıklar yapılıyor.

Elbette PKK, bu saldırı hazırlığını biliyor, zira kimse kör değil. Hele ki saldırılacak bölgede hedef PKK ise, bunu bilmemesi mümkün değil. Bunun için bir istihbarata da gerek yok. Bu saldırıyı biz de görebiliyorduk, ama daha çok Şengal hedefli bir saldırı olacağını sanıyorduk.

Uzun süredir TC unsurları, Irak içlerine giriyor, sınırdan 30 km uzaklıkta “üsler” oluşturuyordu. Bu saldırıyı, hem PKK’ye hem de ilerde İran’a dönük bir saldırı olarak ele alıyorduk. Zira, yansıyan bilgilere göre, bu üslerde Amerikan askerlerinin de bulunduğu sanısı uyanıyordu.

Bize göre, 2015’ten beri, ABD, TC devletinin Kürt hareketine dönük saldırılarını aktif bir biçimde destekliyor ama bu konuda kamuoyuna az konuşuyor. İçeride PKK’ye ve bölgeye, halka ve şehirlere dönük saldırılar 2015 sonrasında hızlanıyordu. Bu saldırılar yolu ile TC “zafer” kazanmakla meşgul gibi idi. Ama aslında ABD’den aldıkları “saldırı emri”ne uygun olarak harekete geçmeleri normal idi. Oysa ABD, TC’nin sıkıştırdığı PKK ile, ABD çıkarlarına uygun bir çizgide anlaşmak istiyordu. Kürt hareketini, bölgenin paylaşımı savaşımında daha etkili kullanmak istiyordu. Barzani çizgisi ile gidilecek yerin sınırları belli. Bu nedenle, PKK’ye saldırılar arttı. PKK, hem saldırılarla kayıplara uğrasın hem de bu saldırılardan bunalan unsurlar ABD’ye sığınsın isteniyordu.

Bu çerçevede Irak sınırlarında üsler kurmak, ABD’nin TC eli ile elde edeceği büyük öneme sahip bir başarı gibi görülüyordu.

Şengal, aslında, PKK ile Suriye Kürtleri arasında iletişimi kesmenin, lojistiği kesmenin yolu olarak ilan ediliyordu. Barzani, Şengal üzerinde özellikle duruyordu.

Bu nedenle saldırıyı daha çok Şengal üzerine beklemek anlamlı idi.

Ama anlaşılan, işler biraz daha farklı gelişti.

TC devleti, Barzani desteği ile açıktan, ABD desteği ile “örtülü” olarak kendini iyi hissetmiş olmalı ve harekete geçti.

Belki de Saray Rejimi, “acil ve görkemli bir zafer” istiyordu. Bunun için, adı zikredilen Murat Karayılan olsa da, üç PKK yöneticisinin “paketlenip” alınacağı bilgisi, Erdoğan için korku ile yaşadığı Saray’ın odalarında sevinçle karşılayacağı bir haber oldu.

Hemen çıktı: Çarşamba günü, yani 10 Şubat’a denk geliyor, “müjde açıklamasını”, “ulusa sesleniş” konuşmasında yapacağını söyledi. “Karadeniz’de gaz” açıklamasının müjdesi gibi idi. Ama işler ters gitti ve açıklama, “Ay’a sert iniş” hâline geldi.

İşte Erdoğan “Ay’a sert iniş” yapmak zorunda kalırken, arkada, TC ordusu önemli bir “başarısızlık” örneği veriyordu.

Ayın 13’ünde, işin rengi ortaya çıkmaya başlamıştı. 13 Şubat’ta, 13 “sivil kayıp” açıklaması geldi. Doğrusu, bir savaş bölgesinde, “sivil kayıp” denilince, biz, hemen MİT’ten etkili kişilerin kaybından söz ediyor sandık. Çünkü “alıkonulan” asker-polis vb. için sivil denileceğini düşünmek zordur. Ve TC devleti kendi adamlarını öldürmediği sürece, PKK’nin bu esirleri öldürmeyeceği de açıktır. Ama bir süre sonra, bu 13 kişinin PKK’nin elindeki esirler olduğu anlaşıldı. Bir de üç subay, galiba yüzbaşı öldürülmüştü. Akar, elbette, buna karşılık, karşı taraftan kaç can alındığını anlatıyordu, önce 38, sonra 53 rakamı geldi.

Oysa operasyonun ikinci günü, sanırım 9 Şubat’ta, HPG, TC devletinin “esirlerin kamplarını bombaladığını” açıklamıştı.

Böylece 10 Şubat’ta açıklanacak müjde, boşa düştü. Erdoğan, bunun yerini doldursun diye mi, yoksa tümden “uçuşa” geçtiğinden mi bilemedik, Rize AK Parti kongresinde, evlere şenlik bir davranış içinde boy gösterdi. Çarşamba müjde veremeyince, bu kez, garip bir neşe içinde “şehit annesini” telefonla kongreye bağlattı.

Yoksa Erdoğan, bu vesile ile, “Akar’dan da kurtulmanın” yolunu mu gördü? Hani darbe allahın lütfu olmuştu ya, burada da bir lütuf mu ortaya çıkıyordu?

Bu kez burjuva muhalefet, Kılıçdaroğlu ve Akşener partileri, “beka”, “milli çıkar” meselesine sarılıp, Saray’ın saflarında açıktan tutum almadılar. Bu oldukça şaşırtıcı bir gelişmedir.

ABD, şartlı bir kınama yapacağı açıklamasında bulundu. Oysa işin içinde ABD vardır. Bu şartlı açıklama, başarısız operasyondan “haberimiz yoktu” açıklamasıdır ve amacı PKK’yi ve Kürtleri, kendi masumiyetine inandırmaktır. Oysa operasyon, ABD desteği ve isteği ile gerçekleşmiştir. Barzani kuvvetlerinin işin içine katılması da bu amaçlıdır.

Bu nedenle, operasyonda ABD’nin amacının ne olduğu ayrıca, titizlikle sorgulanmalıdır. Acaba, bölgeye ABD gizlice, bu toz duman arasında adamlar mı yerleştirmiştir? Bu sorudur ve sorulmaması büyük hata olacaktır.

Akar ve Saray, operasyonun amacının, “esirleri kurtarmak” olduğunu ilan etmiştir. 41 uçakla gidilen bir operasyon, nasıl “esir kurtarma operasyonu olur” sorusu, herkesin kafasındadır. Bu inandırıcı bir açıklama değildir.

Öyle ise TC neden bu operasyonu yapmıştır? Bölgeye de yerleşmemiş, üs kurmamıştır. Öyle ise bu operasyonun amacı nedir? Gelen istihbarat üzerine, 3 olduğu söylenen PKK yöneticisinin alınması operasyonu mudur?

Bunca bombardıman neyi örtmüştür?

Akar ve diğerleri, ilk önce ABD konsolosuna bilgi vermişlerdir, acaba neden?

Akar, mecliste, “göz yaşartıcı bomba” kullanıldığını söylemiştir, bunlar kimyasal silah mıdır? Almanya’dan operasyon öncesinde neler istenmiştir? Akar, “harekâtta ağırlıklı olarak yerli ve milli mühimmat” kullanılmıştır açıklamasını yapmıştır, bu açıklama neden yapılmıştır?

Akar’a göre başarılı olan bu operasyon, Erdoğan tarafından açıkça başarısız olarak ilan edilmiştir, neden? Acaba, Akar’dan kurtulma yolunu mu aralamak istemektedir?

Operasyonun ardından, bir yandan operasyonun sorumlusu devlettir açıklamaları yapılırken, bir yandan da Bahçeli, beni de sayın diye neden sıraya girmektedir?

HDP’yi kapatma kampanyalarına, MHP’den yeniden hız verilmesi, aslında bu operasyonun, daha şimdiden bir şov olmaktan çıktığının kanıtıdır.

Elbette, işin Saray Rejimi’nin içerideki durumu ile ilgili bir boyutu vardır. Soylu’nun salyaları akarak, köpürerek yaptığı açıklamalar bunun açık işaretidir. Ama öyle anlaşılıyor ki, bu Saray Rejimi’nin planladığı şovun başarısızlığa uğramasını ifade etmektedir.

Oysa işin bir de ABD ve bölge ile ilgili bir boyutu vardır.

ABD, bölgede, daha etkili bir tarzda Kürt hareketini kendine bağlamak istemektedir. ABD’nin Suriye ve İran politikaları değişmiş değildir. ABD, burada elini güçlendirerek, belki Rusya ile bir başka pazarlığın kapısını aralamak isteyebilir.

Kürt hareketi içinde, Barzani çizgisi ne derece etkili olursa, ABD, o derece etkili olacağını hesaplıyor gibi görünmektedir.

Kuşku yok ki, bölgede bir yabancı askerî varlığın yerleşimi meselesi, dışarıdan bakılarak analiz edilebilecek bir konu değildir. Ancak, 41 uçakla yapılan operasyon, ABD’nin aslında açık, ama örtülü desteği, Barzani kuvvetlerinin açık katılımı, son derece ciddidir. Şengal’e saldırmak konusunda Barzani hareketinin ısrarı düşünülmelidir.

Ne olursa olsun, Batı’da, yani Türkiye’nin büyük şehirlerinde ve Batı bölümünde sınıf mücadelesinin gelişiminin, bu alanda gelişecek direnişin çok büyük önem kazanmış olduğu bir kere daha ortaya çıkmıştır. o

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here