Emperyalist “demokrasi” ve Afrika’nın direnişi: Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Lumumba örneği – Yusuf Alp

Patrice Emery Lumumba, Kongo yurtseveri, Pan-Afrikacı bir siyasetçi, bağımsız Kongo’nun ilk başbakanı olarak görevinde sadece 3 ay kaldıktan sonra tekelci demokrasi ve Belçika koloniciliğinin hedefi oldu. Belçika kralının himayesinde gerçekleşen bağımsızlık ilanı ve kutlamasından sadece birkaç ay sonra 17 Ocak’ta katledildi.

Belçika Kongosu’nun Kasavi bölgesinde Élias Okit’Asombo ismi ile doğdu. Bir misyoner okulunda eğitim gördü ve Leopoldville (Kinşasa) ve Stanleyville’de (Kisangani) rahip ve gazeteci olarak çalıştı. 1955’te Lumumba bir sendikanın başkanı seçildi ve Belçika Liberal Partisi’ne katıldı. 1957 yılında zimmete para geçirme iddiasıyla tutuklandı ve bir yıl hapis yattı. Tahliye olduktan sonra 1958’de Kongo Ulusal Hareketi’ni (MNC) kurdu (Vikipedi).

“MNC’den 4 yıl önce 1954’te kurulan ve liderliğini ünlü bir aile önderi Joseph Kasavubu’nun yaptığı Alliance des Ba-Kongo’yu (Kongo-Bakogo İttifakı–ABAKO) kabileci anlayıştan kopamayan partilerin başındadır. Öyle ki MNC’ye göre kabilecilik bağımsızlık önünde bir engeldir. Bağımsızlık demişken Lumumba’nın hayatındaki belki en büyük dönüm noktası olan Gana’da düzenlenen Akra Pan-Afrika Konferansı’ndan söz etmeliyiz. Lumumba ‘emperyalizm’ ve onurlu, gerçek bir bağımsızlık düşüncesiyle böylece tanışır.”[1]

“Akra’ya gelen Lumumba, Cezayirli Frantz Fanon, Ganalı Kwame Nkrumah gibi bağımsızcılık ve Pan Afrika düşüncesinin önemli isimleriyle tanışır. Konferansta kabilecilik ve sömürgecileri destekleyen ideolojilere net bir çizgi çekilir. Bu çizgi sadece konferans belgeleriyle sınırlı kalmaz, Lumumba’nın hayatına da çekilir: Onun için barışın olmazsa olmaz koşulu artık bağımsızlıktır. Ülkesinde fikirlerini bu çerçeveye oturttuğunda sürekli ‘komünist’ olmakla suçlanır. Bu ‘suçlama’ ömrü hayatı boyunca peşinden gelecektir. Dolaylı yoldan Marksist düşünceye dokunan Lumumba kendisine yakıştırılan bu sözler hakkında şöyle diyor: “Afrika’da ilerlemeci olan, ilerleme eğiliminde olan herkes komünist olmakla, yıkıcı olmakla niteleniyor. Sömürgecilerin önünde eğilmeniz ve size sunduğu her şeyi kabul etmeniz gerek. O zaman sizi övecekler. Biz namuslu insanlarız, kimseyi aldatmayız. Tek bir amacımız var: ülkemizi kurtarmak, özgür ve bağımsız bir ulus kurmak.” Lumumba Afrika tarihinde bu ‘savunmayı’ yapan ilk ve tek kişi değildir. Kimi içten içe, kimi gerçekten komünist olan; kimiyse sadece ‘ülkesini kurtarmak, özgür, bağımsız bir ulus kurma’ amacında olan nice Afrikalı devrimci, benzer sözleri sarf eder.”[2]

1959’da Belçika, Kongo’ya beş yıl içinde bağımsızlığının verilmesini içeren bir planı açıkladı ve Aralık ayında yapılan yerel seçimlerde Kongo Ulusal Hareketi Lumumba’nın tutuklu olmasına rağmen büyük çoğunluk kazandı. Belçika’da 1960 yılında toplanan bir konferans Kongo’ya bağımsızlığın planlandan önce, Mayıs’ta yapılacak seçimleri takiben Haziran 1960’ta verilmesini kararlaştırdı. Lumumba ve Kongo Ulusal Hareketi 23 Haziran 1960’ta ilk hükûmeti kurdu. Lumumba başbakan ve Joseph Kasavubu devlet başkanı oldu (Vikipedi).

Lumumba’nın hayatını anlatan biyografi tarzındaki 2000 yapımı filmde de başarılı bir şekilde gösterilen sahne, suikaste gidecek olayların başlangıcı olacaktı. Belçika kralının himayesinde ve dünyanın gözü önünde gerçekleşen bağımsızlık töreninde kralın kibirli konuşmasından sonra, cumhurbaşkanı Kasavubu’nun sömürge kişiliğin yansıması olan konuşması yapıldı.

Onlardan sonra kürsüye Lumumba çıktı: Sömürgecileri öfke dolduran konuşması, Kongoluları coşturdu. Konuşmasında Kongo’nun geleceğinde Kongoluların sözü olacağını, bu geleceğin Brüksel, Washington veya Birleşik Milletler tarafından yönlendirilmeyeceğini belirtti.

Bağımsızlık ilanından önce de sömürge yönetim hükümet kurulmaması için uğraşmış, birleşik bir ülkedense parçalı, kabilelere bölünmüş bir yönetim kurulması için çaba sarfetmişti.

Kısa süre içerisinde Belçika güçlerinin desteğiyle ülkedeki zenginliklerin çoğunu barındıran Katanga bölgesi isyan başlatmış, ülke iç savaşa sürüklenmişti.

BM’den destek gelmemesine rağmen Lumumba komünist olarak suçlandığı için bir süre Sovyetler Birliği’nden destek istemedi.

Lumumba Sovyetler Birliği’nden destek istediğinde, Eylül’de devlet başkanı Kasavubu tarafından görevinden el çektirildi. Oysa Lumumba başkanlığındaki MNC en yakın rakibine 10 puan fark atarak en yüksek oyu almıştı. 14 Eylül’de Albay Joseph Mobutu önderliğindeki, Kasavubu ve emperyalistler tarafından desteklenen bir askerî cunta yönetimi ele geçirdi.

Askerî yönetim yapılanın darbe olmadığını ve kaosun dindirilmeye çalışıldığını belirtmesine rağmen, Kasavubu serbestken Lumumba’nın evinin etrafı askerle sarılmış fiilî bir ev hapsine alınmıştı.

Lumumba askerleri atlatıp ev hapsinden kaçtı: Kongolularla bir araya gelerek bu kuşatmayı yarmak istiyordu. Ancak askerler tarafından yakalanıp ona savaş ilan eden Katanga’daki Çombe güçlerine teslim edildi. Esirken çekilen fotoğraflarından birinde bağımsızlık töreninde yaptığı konuşmanın yedirilmeye çalışıldığı görülüyor.

Lumumba, Belçikalıların komuta ettiği bir tim tarafından iki arkadaşıyla birlikte kurşuna dizildi, parçalara ayrıldı ve asitte eritildi.

“Cinayetten 39 yıl sonra bağımsız Kongo’nun ilk Başbakanı Patrice Lumumba’yı öldüren Belçikalı komiser Soete, kurbanın cesetini parçalara ayırıp, sülfürik asitte erittiğini itiraf etti.

“Soete, Kongo’nun Doğu Bloku’nun etkisine girmesini engellemek için Lumumba’yı öldürdüklerini, Belçikalı yetkililerin de bu cinayetten haberdar olduğunu söyledi.”[3]

Avrupa demokrasisinden neşeyle bahsedenleri gördükçe aklıma bu hikâye gelecek artık. Bu budalalık tekrar edip Demokratların Biden zaferinden bahsederse birileri, hızını alamayıp Belçika’da insan haklarından bahsederlerse Soete’nin şu demecini hatırlayacağım:

“AFP’ye yaptığı açıklamada Soete, kendisine eşlik eden ‘bir beyaz ve birkaç Kongolu’ ile Kongo’nun ilk başbakanını öldürüp, cesedini parçalara ayırdığını, sonra da sülfürik asitte eriterek yok ettiğini itiraf etti.

“Cinayetten 39 yıl sonra vicdan muhakemesi yapan Soete, ‘Binlerce kişinin canını korumak ve patlamaya hazır gergin ortamda sükuneti korumak için yaptığımız şeyin doğru olduğunu düşünüyorum’ diye konuştu.”[4]

“Katanga polis teşkilâtını kurmakla görevlendirilen bir komiser olan Gerard Soete üç cesedi önce bir ormana attığını, sonra Katanga İçişleri Bakanı Godefroid Munongo’dan ‘cesetleri yok et’ emri geldiğini” söyleyerek ettiği itiraf emperyalizmden, kapitalist demokrasiden beklentileri düşürmüyorsa, Belçika’nın cinayette ahlaki sorumluluğu olduğunu kabul ederek sıyrılmaya çalıştığını, Amerikan demokrasinin katkılarının reddedilememeye başlandığını ama suikastten dolayı kimsenin ceza almadığını hatırlatmak gerekecek.

Bu da yeterli değilse Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin ilk seçilmiş başbakanının kızının “Babamın dişlerini verin artık biz de yasımızı tutalım” çığlığını 60 yıl sonra hâlâ attığını, bunun için Belçika Kralı Filip’e bir mektup yazarak, CIA ve Belçika’nın girişimiyle öldürülen ve cesedi yok edilen babasının tek kalıntısı olan dişlerini geri istediğini hatırlatmak yeterli olacaktır.[5]

Afrika’nın direnişi ama nasıl?

Lumumba’nın Afrika’nın direnişinde önemli liderlerinden biri olduğu, emperyalizme karşı Afrika’nın birliğini savunduğu, hem bir Pan-Afrikacı hem de bir Kongo yurtseveri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ancak onun, Serpil Güvenç’in Sol haberde yazdığı 3 Haziran 2018 tarihli yazısında belirttiği gibi Marksist bir devrimci olduğunu söylemek zor. Evet karısına yazdığı mektubundaki “… Tarih bir gün sözünü söyleyecek ama bu tarih, Brüksel’in, Paris’in, Washington’un ya da BM’nin öğretisi olmayacak, sömürgeciler ve kuklalarından kurtulmuş ülkelerimizde okutulacak onurun ve zaferin tarihi olacak…” sözlerinden de anlaşılabileceği gibi o anti-emperyalist biri. Belçika Liberal Partisinde başladığı siyasi hayatı büyük değişimler geçirdi. Ölmeseydi Marksizmle, komünizmle ilişkisi nasıl dönüşürdü bilemeyiz ancak “… 1987’de katledilen Burkina Faso başkanı Marksist Thomas Sankara’nın bir “sembol… bir sanat eseri” olarak tanımladığı Marksist Patrice Lumumba ise bağımsız Kongo cumhuriyetinin ilk başbakanı olur.”[6] sözleri iddialı kalıyor.

Lumumba veya anti-emperyalist, Pan-Afrikacı liderleri konuşurken bölgedeki tarihsel durumu hatırlamalıyız. Sovyetler ve Küba’nın olumlu etkileriyle ulusal kurtuluş hareketleri her ne kadar kapitalizmden daha çok sosyalizme yakın bir karakterde olsa da bu liderleri övmek veya direnişten öğrenmek onun ruhuyla coşmak için onu olduğundan fazla göstermenin yanıltıcı olacağını düşünüyorum.

Açık bir şekilde Marksist olduğunu söylemese de, lideri olduğu MNC hareketi doğrudan sosyalist bir programa sahip olmasa da Lumumba ve birçok Pan-Afrikacı lider, mücadelenin gelişmesi için dünya devrimci hareketinin savaşta kayıpları oldu.

Onların değerini Jacobin’de sosyalist öğrenci Said Hüseyni ile yaptığı röportajında Kongo ve Afrika ile ilgili çalışmalarından bilinen ve sorusunu sormadan önce “Amilcar Cabral, Thomas Sankara ve Steve Biko gibi Lumumba’nın şehit olması onu Afrika’daki radikal hareketlerin güçlü sembollerinden birine dönüştürdü.” diyen sözlerinden anlaşılacak Afrika gerçeğinden anlayabiliriz.

Onlar Afrika devrimci mücadelesinin sembolleri ve dünya devrimci hareketinin şehitleri oldular. En çok da baş eğmeyen son eylemleriyle…

26.01.2020

 

[1]    Kralın önünde ‘sömürgecilik’ ifşası: Patrice Lumumba!, Kavel Alpaslan, GazeteDuvar

 

[2]    Kralın önünde ‘sömürgecilik’ ifşası: Patrice Lumumba!, Kavel Alpaslan, GazeteDuvar

 

[3]    Lumumba’yı parçalara ayırıp asitte erittim, Hürriyet, 16.05.2000.

 

[4]    Lumumba’yı parçalara ayırıp asitte erittim, Hürriyet,16.05.2000

 

[5]    ‘Afrika’nın Che Guevarası’: Lumumba, Friederike Müller-Jung, DW, 25.07.2020

 

[6]    Kongo’nun Patrice Lumumba’sı ve günümüze dair… – Serpil Güvenç, Sol Haber, 03.06.2018

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here