Ekim Devrimi’nin 100. Yılında, Devrim ve Komünizm Yolunda*

Ülkemin güzel insanları,
Yoldaşlarım,
Dostlarım...
Kaldıraç’ın düzenlediği, Ekim Devrimi’ni anma etkinliğinde sizlerle birlikte olmaktan çok mutluyum.
Hepiniz hoş geldiniz, hepinize merhaba.

Ekim Devrimi’nin 100. Yılında, Devrim ve Komünizm Yolunda


Dile kolay 100 yıl.
Ama insanoğlunun, tüm sınıflı toplumlar boyunca, binlerce yıllık mücadele tarihini düşününce, 100 yıl, daha dün sayılır.
Haksızlığa, insanın insana kulluğuna, egemenlerin iktidarına, cenneti bu dünyada, milyonlarca emekçinin cehennemi üzerine kuranlara karşı ilk isyan eden kimdir, bilmiyoruz. Ama o isyanı, o isyankârı yürekten selâmlıyoruz.
Yazılı tarih bize, Spartaküs, Aristonikos, Babek, Baba İshak, Şeyh Bedreddin, Börklüce Mustafa isyanlarını ve daha fazlasını bilme olanağı veriyor.
İşte Ekim Devrimi, bu isyan geleneğinin bir devamıdır. Paris Komünü’nde zaferi göğüsleyememiş ve yenilmiş işçilerin zaferidir.
Sadece devamı değildir; Ekim Devrimi, özgürlük ve ortakçı toplum hayallerini hayata geçirebilme yolunun da göstericisidir.
Ekim Devrimi’nin 100. yılını anarken, selam olsun özgürlük ve ortakçı toplum hayalleri için direnene, selam olsun haksızlığa karşı isyan bayrağı açana, selam olsun boyun eğmeyene.

***
Bugün tüm burjuva basın, tüm tekelci medya aygıtları, onlara hizmet eden profesörler, bilim adamı ünvanlı yüzlercesi, “uzman” kılıklı şarlatanlar, hepsi, bize, işçi sınıfına ve devrimcilere, “artık komünizm bitti”, diye vaaz veriyorlar. İşçi sınıfı ve ezilen halkları, özgürlük ve kardeşlik üzerine kurulu ortakçı düzen hayalinden, komünizm hayalinden vazgeçirmeye çalışıyorlar.
Birçok dönek, dün elde etmiş oldukları “eski solcu” unvanını kullanarak, artık “devrim ve komünizm” çağının kapandığını anlatıyor.
Gören der ki, bu güruh, işçi sınıfı ve ezilen halkları o kadar çok düşünüyor ki, yanlış yapmasını önlemek için “yardımcı” oluyor. Gözlerimiz yaşarıyor.
Biz işçilere, açıkça, özgür bir dünya hayalinden, kardeşçe ve ortakçı bir düzen hayalinden, kurtuluş hayalinden; köleliğe, kapitalist sömürüye, insanın insana kulluğuna, yeryüzündeki emperyalist yağmaya son verme mücadelemizden, her türlü aşağılanmayı yok etme hayalimizden vazgeçin, diyorlar.
Diyorlar ki, bakın, işte Ekim Devrimi, 1917’de zafere ulaşmıştı, ama sonra ne oldu, o da yozlaştı ve sonunda kapitalist dünyaya yenik düştü. Siz, diyorlar, yeniden bir zafere ulaşsanız bile sonu böyle olacaktır.
Tüm burjuva kalemşörler, işçi sınıfını mücadeleden vazgeçirmek, hayallerinden ve kurtuluş mücadelesinden vazgeçirmek için büyük uğraş veriyorlar.
Cennetlerini, burjuva egemenliklerini, insanı köleleştiren sistemlerini sonsuza kadar korumak için, işçi sınıfının mücadeleden vazgeçmesini istiyorlar.
Burjuvazi, tüm mülk sahipleri gibi korkaktır. Egemenler, korkaklıkları nedeni ile sürekli saldırgandırlar, sürekli yalan söylerler. Günümüz burjuva devleti, Tekelci Polis Devleti, sürekli saldırganlık ve yalan ile ayakta durmaya çalışıyor. Kendi gelecekleri olmadığını biliyorlar. Çoktan tarihin çöplüğüne atılması gereken, insanlığın gelişiminin önünde bir engel olarak duran kapitalist sistem, bu saldırganlık ve yalanlarla ayakta duruyor.

***
Bundan tam 169 yıl önce, Marx ve Engels, işçi sınıfının kapitalist sömürüye, burjuva egemenliğe karşı mücadelesinin zaferi için “komünist manifesto”yu kaleme aldılar. Artık, işçilerin kapitalistlere, patronlara karşı günlük mücadelesi ile yetinmeyip, iktidarı almaları gerektiğini ortaya koydular. Avrupa’da, burjuvaların dillerinden düşürmediği, komünizm hayaletine can vermek için bir devrimci örgüt kurmak gerektiğini düşündüler ve bunun manifestosunu yazdılar. İşçi sınıfı, ilk kez kendi mücadelesi için bilimle tanıştı.
Bundan tam 100 yıl önce, yani manifestonun kaleme alınışından 69 yıl sonra, dünya proletaryası, Rus proletaryası eli ile Çarlığın egemenliğine son verdi. Avrupa’da dolaşan hayalet, komünizm hayaleti, gerçek oldu. Paris Komünü’nde, işçilerin yarım bıraktığı, zafere ulaştıramadıkları özgürlük ve kardeşlik arayışları, 1917’de, Moskova ve St. Petersburg şehirlerinden başlayarak tüm Rusya’da zafere ulaştı.
Tarihte ilk kez, proletarya, iktidarı aldı.
Tarihte ilk kez, bir sınıf, iktidarı alırken, eşitlik, özgürlük ve ortaklık üzerinden, insan iradesi ile bir yeni dünya kurmayı denedi.
Tarihte ilk kez, bir sınıf, iktidarı alırken, tüm sömürüye ve tüm sınıfların varlığına son verme programını ilan etti.
Tarihin en görkemli devrimi, işçileri iktidara taşıdı. Dünya halklarına umut saldı ve dünyanın her yerinde mücadeleyi tutuşturdu.
Tarihte ilk kez, emekçiler için, dünyanın karmaşık hâli, basit ve sade bir hâl aldı; ya eski köhnemiş burjuva iktidarını koruyacaksın ya da onu alaşağı edeceksin.
Tarihte ilk kez, burjuvaların ünlü deyimi ile “ayak takımı”; “baş” oldu.
Burjuvaları, egemenleri korkutan da budur. Ve dünyanın tüm burjuvaları, Ekim Devrimi’ni boğmak için birleştiler.
Ekim Devrimi, ateşleri içinden doğduğu I. Dünya Savaşı’na son vermek ve barışı sağlamak üzere ilk adımlarını atar atmaz, tüm emperyalist güçler, devrimi boğmak için, yürüttükleri saldırganlığı daha da artırdılar.
Pazar paylaşımı için giriştikleri savaşın ortasında, tüm kapitalist sistem için geri gelmeyecek bir kayıpla çıkıyorlardı ve proletaryanın bu meydan okuması, hepsinin yüreklerine korku salmıştı.
Ekim Devrimi, 100 yıl önce, işçi sınıfının kurtuluşu ve komünizm hayalinin gerçekleşebilir olduğunu göstermiştir.
Biliyoruz, bir şeyi bir kere ispatlamış olmak yeterlidir.
II. Dünya Savaşı’nda, tüm emperyalist güçlerin ortak saldırgan gücü olarak kullandıkları Hitler’in saldırılarını durduran, büyük bir insanlık ve mücadele destanı ortaya koyan da bu Ekim Devrimi’nin çocukları idi.
Sovyetler Birliği, insanoğlunun özgürlük ve ortakçı toplum hayalinin kanlı ve canlı hâli idi. Bu nedenle, tüm emperyalist cephe Ekim Devrimi’ni boğmak için, daha ilk günlerinden başlayarak aralıksız saldırılar düzenlemekten geri durmadılar. 1990’da Sovyetler çözülünce, bize “tarihin sonu”, “artık komünizm bitti, mücadeleyi bırakın” diyenler, bu saldırganların bir başka türüdürler, hepsi budur.
Ekim Devrimi, daha ilk gününden, hem çökertilmek, hem de kuşatılmak istenmiştir. Emperyalist güçler, Ekim Devrimi’ni çökertme ve kuşatma siyasetini birlikte uyguladılar. Ekim Devrimi, dünyaya yayılamadıkça, elbette zorluklarla karşılaşacaktı. Bu nedenle, hem Sovyet topraklarına saldırıları, hem binbir yolla ambargoları, hem de kuşatma siyaseti bu saldırganlığın temel taşlarıdır.
Biz, Türkiyeli devrimciler, Ekim Devrimi döneminde başlamış anti-emperyalist halk direnişinin, nasıl emperyalizmle uzlaşarak yok edildiğini yaşadık. TC devleti, Ekim Devrimi’nin yayılmasını durdurma, Sovyetler Birliği’ni kuşatma siyasetinin ürünü olarak organize edildi. Elbette, Ekim Devrimi olmamış olsa idi, başarabilselerdi, bugünkü Anadolu, emperyalist güçler arasında paylaşılacaktı. Halkın direnişi, Osmanlı egemenlerine en büyük tehdit olarak görünüyordu. Ve emperyalist güçlerle uzlaşarak, devrimci hareketi ve halkın anti-emperyalist direnişini kıran burjuvazi, TC devletini en başından Ekim Devrimi’ne karşı bir üs olarak organize edenlerin işbirlikçisi oldu. En başından, anti-komünizm, sınıfların inkârı, Anadolu’nun bir halklar hapishanesine çevrilmesi, devletin ana direği oldu. Bizler, Anadolu’nun devrimcileri, SSCB’nin kuşatılması siyasetini iyi biliriz. Anti-emperyalist nitelikli halk hareketi emperyalist işgale karşı direnirken, bu hareketle birleşmeye gelen komünist önderlerimizi Kemalist rejimin nasıl katlettiğini unutmayız.
Ekim Devrimi, tüm dünyada burjuvaların, feodalizm kalıntısı egemenlerin, kısacası tüm egemenlerin yüreğine korku salmıştır. Yeryüzünde kurdukları egemenlikleri, onların cennetidir ve bu cenneti kaybetme korkusu ile Ekim Devrimi’ni boğmak için saldırdılar.
Ekim Devrimi, tüm dünya işçileri için bir zaferdir. Kurtuluş, devrim ile geliyor ve bunun için devrimci bir işçi sınıfı gerekiyor. Devrim, devrimci bir örgütlenmeyi gerektiriyor. Tesadüfen olmuyor. Ekim Devrimi bunu ortaya koymuştur.
Ekim Devrimi’ni durdurmak için burjuvazinin geliştirdiği saldırı, tüm dünya ölçeğinde bir karşı-devrim oldu. Bu karşı-devrim, kendini Avrupa’da Mussolini ve Hitler faşizmi olarak ortaya koydu. Dünya burjuvazisi, tümü, istisnasız tümü, Ekim Devrimi’ni boğmak için, Sovyetler’e Hitler eli ile saldırdı. Saldırı, 1945’te Kızıl Ordu’nun zaferi ile son buldu.
O günlerde, aynı zamanda dünyada yeni bir devrim dalgası yükselmeye başladı. Fransa, İtalya, Yunanistan devrimleri yenildi, ama Çin Devrimi, ardından Küba Devrimi zafere ulaştı.
Bugün Küba Devrimi, Sovyetler’in yenilgisine, 1990’da dağılmasına rağmen, ABD’nin tüm kural tanımaz saldırganlığına rağmen, ABD’nin karnının altında, harikalar yaratarak, devrim ve sosyalizm bayrağını yüksekte tutmayı başarıyor.

***
Ekim Devrimi, nasıl ki, dünya halkları ve dünya işçi sınıfı için bir zafer ve umut kaynağı oldu ise, 1989’da Ekim Devrimi’nin yenilmesi ve Sovyetler’in çöküşü, dünya halkları ve işçi sınıfı için bir yenilgi ve umutsuzluk kaynağı olmuştur.
Burjuva kalemşörler, hemen “tarihin sonu”nu ilan ettiler. Yerindedir ve anlamlıdır. “Tarihin sonu” bir sevinç çığlığı, inanmadıkları bir zafer anlamına geldiği kadar, aslında kapitalist sistemin bir geleceği olamayacağının da itirafıdır. İtiraftır, çünkü burjuva egemenlik, kapitalist-emperyalist egemenlik, gerçekten yaşamın sonu olarak da ele alınabilir.
Biz, Kaldıraç hareketi olarak, Ekim Devrimi’nin yenilgisi altında şekillendik. Hareketimizin oluşumunu etkileyen üç kuvvet olmuştur. Bunlardan biri, 12 Eylül karşı-devrimidir. İkincisi SSCB’nin çözülüşüdür. Ve her ikisinin tam ortasında, her ikisine ters yönde, üçüncü kuvvet Kürt Devrimi’nin yükselişidir. 12 Eylül yenilgisi, devrimci örgütün ne olduğu, ne olması gerektiği, TC devletinin ve egemen sınıfların nasıl şekillendiği sorularını önümüze koydu, bizi tarih ile yüzleşmeye itti. Kürt Devrimi’nin yükselişi, bu soruları daha cesurca ele alma olanağı yaratmıştır. Ekim Devrimi’nin yenilgisi ise, bizi bir kere daha bildiğimiz her şeyle hesaplaşmaya itti.
Ekim Devrimi’nin yenilgisi, geniş kitlelerde bir umutsuzluk yarattı. Ama devrimcilerin, dünyanın neresinde olursa olsun, bu yeni gerçekle yüzleşmeyip, pes etmelerini, kendilerini burjuva propagandaya kaptırmalarını kabul etmeyiz.
Tarihte sınıf mücadelesini biz icat etmedik. Biz komünistler, bu sınıf mücadelesinin zorunlu olarak burjuvazinin yok olması ile son bulacağını söyledik. Biz komünistler, sınıflı toplumların tarihinin itici gücünün, sınıf savaşımları olduğunu söyledik. Biz komünistler, işçi sınıfının, sınıfların varlığına son verebilecek tek devrimci sınıf olduğunu söyledik.
Biz devrimciler, bu mücadelenin uzun soluklu bir mücadele olduğunu hep bildik, hep kabul ettik. Bize göre cesaret, bu uzun yola çıkmaktadır.
Bugün, insanlık, SSCB’nin olmadığı bir dünyada, sömürünün daha da arttığını, insanlığın geleceğinin karartıldığını, aşağılanmanın daha da arttığını, özgürlük arayışlarına karşı baskı ve saldırıların daha da arttığını, ABD, Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerde devlet terörünün ve baskının daha da arttığını görebiliyor.
İşçiler, SSCB olmadığı için daha azgınca ve daha fazla sömürülüyor. Sömürünün eski, kapitalizm öncesi metotları bile ortaya çıkmaya, geri gelmeye başlamıştır. Kölelik, daha güçlü bir biçimde yeniden organize ediliyor.
SSCB yok ve dünya, savaşlar içindedir. ABD, Afganistan ve Irak işgalleri ile eski sömürgeciliğin metotlarını raflardan indirmiş sahaya sürmüştür.
İçinde yer aldığımız Ortadoğu bölgesinde, emperyalist güçler, eşine az rastlanır saldırganlık örnekleri sergiliyorlar. IŞİD denilen çeteler, tümü ile bu emperyalist güçlerin imalatıdır ve onların dünyayı yeniden paylaşma savaşının, Üçüncü Dünya Savaşı’nın araçlarıdır.

***
Bugün, Ekim Devrimi’nin 100. yılında, dünya, devrime muhtaçtır.
Bugün, Ekim Devrimi’nin 100. yılında, kapitalist sistemin bitmekte olduğu, fazladan ve şekilsiz bir canavara dönüşerek ömür sürdüğü artık yalın bir gerçektir.
Bugün, Ekim Devrimi’nin 100. yılında, komünizm hâlâ günceldir ve artık daha da acildir.
Eksik olan örgütlenmedir.
Yazık ki, Ekim Devrimi’nin 100. yılında, dünya işçi sınıfı bir enternasyonalist birlikten yoksundur.
Yazık ki, Ekim Devrimi’nin 100. yılında, Avrupa ve dünyanın birçok başka yerinde işçi sınıfı kendi sendikalarına bile sahip çıkmaktan uzaktır.

Ülkemin güzel insanları,
Gezi’nin direnişçi evlatları,
Yoldaşlarım,
Biz, Ekim Devrimi’nin 100. yılında, Ekim Devrimi’nin açtığı yoldan, dünyanın her yerinde, özgürlük bayrağı, komünizm bayrağı dalgalanıncaya kadar, sınıflar ortadan kaldırılıncaya kadar, yani nihai zafere kadar dövüşenlerden olacağız.
Biliyorum ki, sizler “bu geminin zafere ulaşacağına” inanıyorsunuz.
Evet.
Ama zaferi garanti edecek şey, sadece inanç değildir. Örgütlenme ve irade de gereklidir.
Bize, gerçeği görebilme gücü gereklidir. Güç buradan gelir. Gerçeğe gözlerini kapayarak dünya değiştirilemez. Tüm yönleri ile gerçeği görebilmek bir güçtür.
Bize, yeni bir cesaret tanımı gereklidir. Gerçeği anlayabilmek, kabullenebilmek, onunla yüzleşebilmektir cesaret. Bunu yapmadan, mücadeleyi sürekli bir atılganlıkla yürütmek mümkün değildir. Biz, bir an için hevesleri kabarıp, bu insanlık tarihi kadar eski, özgürlük ve komünizm mücadelesini sonuna kadar sürdüremeyiz. Biz, daha derinden gelen, daha oturmuş bir enerji ile sürekli mücadeleyi sürdürebiliriz.
Ve elbette, “gerçeği” değiştirmek için buradayız. Dünyayı değiştirmek için buradayız. Gerçeği değiştirmek, irade işidir. İrade, yolun uzunluğuna dayanıklılık da demektir.
Ekim Devrimi’nin 100. yılında, bize; boşuna mücadele ediyorsunuz, diyenlere, ne güzel ki, Gezi Direnişi’nde bir yanıt verebilme şansımız oldu. Bugün, Ekim Devrimi’nin 100. yılında ayaklarımız daha sağlam yere basmaktadır.
Ekim Devrimi’nin 100. yılında, yeni bir diriliş, yeni bir devrim dalgası gelmektedir. Evet, henüz çok derinden, ama gelmektedir. Evet, henüz yeterince güçlü değil, ama 100 yıllık Ekim Devrimi deneyimi ile sarmaş dolaş.
Bu düşüncelerle, hepinizi tekrar selamlıyorum.
Selam olsun, insanlık tarihi boyunca direniş bayrağını yüksekte tutanlara!
Selam olsun, Ekim Devrimi’ni yaratanlara, yaşatanlara!
Bu Gemi Zafere Ulaşacak!

*Yazarımızın, Ekim Devrimi'nin 100. yılı etkinliklerimize yolladığı mesajı...