Boğaziçi Direnişi: Fakülte fakülte örgütlenmeye!

Boğaziçi Direnişi üç yüzüncü gününü aştı. Altı aya kalmaz eylemler biter diyen Melih Bulu direnişin ısrarcı tutumu ile görevden alınırken, yerine atanan Naci İnci koltuğuna oturduğu ilk günden itibaren akademisyen ve öğrencilere saldırılarını yoğunlaştırarak rüştünü ispat etmeye çalışıyor.

Saray’la direnişçi öğrenciler arasında sıkışan İnci’nin korkusu uykularını kaçırıyor olacak ki, polis ve özel güvenlik güçlerinin koruma ağına güvenmiyor, direnişçi öğrenciler hakkında 6284’e dayanarak mahkeme kararı çıkarttırıyor. Bu ne telâş, bu ne korku! Oysa Soylu, İnci’nin atanmasından önce kendisini arayıp garanti vermiş olmalıdır. Eğer Soylu “kılına zarar veremezler” demediyse üzülürüz. İnci’nin, Soylu’nun gözünde Bulu kadar değeri yok demektir.

Kıymetli Bulu öyle miydi? Eylemlerin ilk günlerinde “kayyumluk binası” Bulu’nun düşman gördüğü öğrenciler tarafından kuşatıldığında kendisi hemen Saray’ı aramış, Saray efendileri “adamımızı almaya cüret ediyorlar” diyerek polis ordusunu kampüse göndermişti.

Ama İnci ne oldu, nasıl olduysa bir anda direnişçi öğrencilerin arasında kaldı. Çok korkmuş olmalı. Merak ediyoruz o an, o arabanın içinde neler yaşandı? İnci de Bulu gibi Soylu’yu aradı mı? Soylu imdat çağrılarını nasıl karşıladı? “Akşama hepsini tutuklatırım merak etme” mi dedi? Yoksa bilcümle Saray erkânı ve kayyum rektör İnci, direnişin ivmesinin azaldığını düşünüp koruma önlemlerini gevşetti de bir anda biz aracın etrafını sardığımızda panikle aklına gelen ilk duayı mı okumaya başladı?

İnci duymuş mudur, görmüş müdür bilmiyoruz ama Gezi’de İstiklal sokaklarında “Korkma la biziz halk” yazıyordu. Duymadıysa, görmediyse yaşayarak tecrübe etmiş oldu. Şimdi biz, bu duvar yazılamasından hareketle aynı sloganı tekrar ediyoruz: Korkmayın hocam, biziz biz öğrenciler. Merak etmeyin sizinle kişisel bir husumetimiz yok, biz üzerinde karabasan gibi çöktüğünüz üniversitelerin özgürlüğüyle ilgiliyiz. Sizi de bunu elimizden almakla meşgul gördüğümüz için muhatap alıp karşınıza çıktık. Aslında üç yüz gündür karşınızdayız ama henüz bunu anlamadınız. Hâlbuki siz daha önce çadırımızı ziyaret ettiğinizde taleplerimiz karşısında tek bir kelime dahi etmemeyi değil de meramımıza kulak vermeyi seçseydiniz belki elinize kalan bu ihaleyi kabul etmeyecek, bilmem kaç yıldır emek verdiğiniz “akademik kariyerinizin” de içine etmemiş olacaktınız. Ama siz Saray’ı seçtiniz.

Sizinle işimiz bitti sanmayın, daha yeni başlıyoruz.

Elbet başladığımız işi bitireceğiz. İnci de Bulu gibi bir gece yarısı gelen kararnameyle ya da öğrenciler arkasında kendi önde Âşiyan yokuşundan ardına baka baka inecek, üniversiteyi terk edecek. Devamında ise özgür bir üniversite inşa etmek için kolları sıvayacağız.

Bu nedenle İnci’yle olan muhabbetimize burada bir es vererek direniş ve öğrenci hareketinin bütününe ilişkin görüş ve önerilerimize geçmeliyiz.

Direniş en büyük öğretmendir.

Direnerek geçen üç yüz gün aynı zamanda neyin doğru neyin yanlış yapıldığını görme fırsatı sunmaktadır. Sürecin bütünü incelendiğinde eksik bıraktığımız veya sonuca ulaşmamızın önünde engel teşkil eden ne varsa kaynağı örgütsüz ve dağınık bir hareketin örgütleniyor olmasıdır. Bu nedenle direnişin en temel ihtiyacı tüm öğrencileri kapsayan kitlesel bir öğrenci örgütlenmesinin kurulmasıdır.

Öyle ki, direniş, Boğaziçi başta olmak üzere gücünü dayanışma forumlarına katılan binlerce öğrencinin renginden, yaratıcılığından, neşesi ve öfkesinden alarak bugüne geldi. Üç yüz gün uzun bir süre olmasına rağmen, inişli çıkışlı dönemler yaşayarak direniş devam etti. Ne zaman direniş ileri çıktı, ivmelendi gördük ki bunu besleyen iki etken var.

Bunların ilki harekete geçen tüm öğrencilerin örgütlenen işlerde karar alma süreçlerine aktif katılım gösterebildiği forum vb. mekanizmaların işletilmiş olmasıdır.

İkincisi ise devletin çizdiği sınırla hareket etmek yerine cüretkâr ve sürece önderlik etme iradesi taşıyan eylemlerin örgütlenmesidir.

Bu iki etken devreden çıktığı ya da etkisiz kaldığı her süreçte direniş ivme kaybetmiştir. Bu iki nokta belirleyici iken, en temel ihtiyaç, harekete geçen tüm güçleri kapsayan kitlesel bir öğrenci örgütlenmesinin kurulmasıdır.

Çünkü örgütlenme deneyim biriktirme demektir.

Çünkü örgütlenme önderlik etme gücü taşır.

Çünkü örgütlenme katılım, özneleşme, müdahil olma, yönetme iradesi ortaya koyma ve en nihayetinde özgürleşme demektir. Bu niteliği taşıyan bir öğrenci örgütlenmesi geliştirmek, direnişin öncelikli gündemleri arasında olmalıdır. Bir sonuç alınacaksa, bir örgütlenmesinin varlığı alınacak sonucun kaderini belirleyecektir.

Kurulacak örgütlenmenin adı meclis ya da dayanışma olabilir, isim önemli değildir. Biz yazının devamında kolaylık olması açısından dayanışma/meclis (D/M) şeklinde ifade edeceğiz.

Böylesi bir kitlesel öğrenci örgütünün karar mekanizması fakülte temelinde örgütlenen forumlardır. Fakülte D/M’lerinin bir araya geldiği bir üst kurul olmalıdır. D/M üniversite içinde aktif çalışan inisiyatifler, kulüpler, devrimci öğrenci örgütlerinin vb. alternatifi değil; tüm öznelerin birlikte hareket etme, tartışma ve karar alma süreçlerini en geniş zeminde örgütleme aracıdır. Fakülte D/M temsilcisinin temsil yetkisi forumda ortaklaşılabilen kararla sınırlı olmalıdır. Üst kurul ise sadece bir koordinasyon mekanizması olarak işlememeli, üst kurulda ortaklaşılan eylem ya da politika hattını temsilciler üzerinden fakülte örgütlenmesine önerebilmelidir. Fakülte D/M’leri üst kurul kararlarına katılmama hakkına sahip olmalıdır, bununla birlikte üniversite D/M’inin tüm öğrencilerin birlikte hareket etme iradesinin maddî sonucu olduğu gerçeğiyle ortak zeminde hareket etme ilkesini önemsemelidir. Çalışma grupları, komisyonlar vb. fakülte temelinde örgütlenen forumlara bağlı pratik ihtiyaçlar için kurulmuş organlar olabilir. Onlar adına karar almamalı, onların aldığı kararları örgütlemek için bir araya gelen gönüllü öğrencilerin oluşturduğu araçlar olarak ele alınmalıdır. D/M dışında kalan inisiyatif vb. kitle örgütlenmeleri yine birlikte hareket etme ihtiyacı doğrultusunda üst kurul toplantısına katılma ve görüş beyan etme hakkına sahip olmalıdır.

Buraya kadar tarif edilenler her öğrencinin, sunduğu kadarıyla katkısını alabilmek, sürece ya da tekil bir eyleme ilişkin görüş ve önerileri örgütlemesinin önündeki engelleri kaldırmak adına yürütülen tartışmanın bir özeti, taslak niteliğinde bir işleyiş modelidir. Elbette Boğaziçi’nde yaşanan süreçler göz önünde tutularak kaleme alınmıştır ancak mevcut tüm dayanışmalar için de geçerlidir.

Peki bunu başarmak mümkün müdür? Biz mümkün olduğunu görüyoruz. Dahası, ancak böylesi bir örgütlenme ile üniversitelerin İnci ve benzerlerinden temizleneceğini, ancak böylesi bir örgütlenme ile öğrencilerin barınma, ulaşım, beslenme vb. sorunlarının çözüleceğini, ancak böylesi bir örgütlenme ile üniversitelerin özgürleştirilebileceğini düşünüyoruz.

Tüm direnişçi öğrencileri dayanışma/meclisleri büyütmeye; kitlesel, merkezî bir öğrenci örgütünü örgütlemeye çağırıyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here